Kategori arşivi: Genel

Anonim Şirketlerde Genel Kurul

Anonim Şirketlerde Genel Kurul
Anonim Şirketlerde Genel Kurul

Anonim Şirketlerde Genel Kurul – İzmir Avukat

Anonim Şirketlerde Genel Kurul Toplantı Çeşitleri Nelerdir?

Olağan Genel Kurul Toplantısı

Şirket organlarının seçimine, finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporuna, kârın kullanım şekline, dağıtılacak kâr ve kazanç paylarının oranlarının belirlenmesine, yönetim kurulu üyelerinin ibraları ile faaliyet dönemlerini ilgilendiren ve gerekli görülen diğer konulara ilişkin müzakereler yapmak ve karar almak üzere her hesap dönemi için yapılan toplantılardır.

Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı

Gerekmesi halinde veya zorunlu ve ivedi nedenler meydana geldiğinde yapılan ve gündemini toplantı yapılmasını gerektiren sebeplerin oluşturduğu genel kurul toplantılardır.

İmtiyazlı Pay Sahipleri Özel Kurulu Toplantısı:

İmtiyazlı payların bulunduğu şirketlerde, genel kurulun imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını sınırlayacak tarzda esas sözleşmeyi değiştirmeye karar vermesi halinde,esas sözleşme değişikliği kararını onaylamak için sadece imtiyazlı pay sahiplerinin katılımıyla yapılan toplantılardır.

İmtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal edecek nitelikteki esas sözleşme değişikliğinin görüşüleceği genel kurul toplantısında, imtiyazlı payları temsil eden sermayenin en az yüzde altmışına sahip olan imtiyazlı pay sahiplerinin veya temsilcilerinin toplantıda hazır bulunmaları ve bunların çoğunluğunun genel kurulda esas sözleşme değişikliğine olumlu oy vermeleri halinde, ayrıca özel kurul toplantısı yapılmaz.

Anonim Şirketlerde Genel Kuurul Toplantısı Ne Zaman Yapılır?

Genel kurul toplantıları aşağıda belirtilen zamanlarda yapılır:

  • Olağan genel kurul toplantısı, her hesap dönemi sonundan itibaren üç ay içinde yapılır. Buna göre hesap dönemi takvim yılı olan şirketlerde toplantılar yılın ilk üç ayı içinde, özel hesap dönemi olan şirketlerde ise, hesap döneminin bittiği günü izleyen ilk üç ay içinde yapılır.
  • Olağanüstü genel kurul toplantısı, şirket için toplantının yapılmasını gerektiren durumların ortaya çıktığı zamanlarda yapılır.
  • İmtiyazlı pay sahipleri özel kurulu; imtiyazlı payların bulunduğu şirketlerde genel kurul tarafından imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal edecek mahiyette esas sözleşme değişikliğine karar verilmesi halinde, anılan karar tarihinden itibaren en geç bir ay içinde toplantıya çağrılır. Bu süre sonuna kadar imtiyazlı pay sahipleri toplantıya çağrılmazsa, her imtiyazlı pay sahibi yönetim kurulunun çağrı süresinin son gününden başlamak üzere onbeş gün içinde, bu kurulun toplantıya çağrılmasını mahkemeden isteyebilir. Çağrıya rağmen süresi içinde imtiyazlı pay sahipleri özel kurulu toplanamazsa, genel kurul kararı onaylanmış sayılır.

Anonim Şirketlerde Genel Kurul Toplantı Yeri Neresi Olabilir?

Genel kurul toplantıları, esas sözleşmede aksine hüküm olmadıkça, şirketin merkezinin bulunduğu mülki idare birimi sınırları içinde yapılır. Şirket merkezinin bulunduğu yerde toplantının hangi adreste yapılacağı esas sözleşmede özel olarak belirtilmemişse, bunu belirleme yetkisi toplantı çağrısı yapanlara aittir.

Toplantının, şirket merkezinin bulunduğu mülki idare birimi sınırları dışındaki başka bir yerde veya yurt dışında yapılabilmesi için bunun esas sözleşmede açıkça düzenlenmesi gerekir.

Genel Kurulu Çağrıya Yetkili Kişiler Kimlerdir?

Olağan ve olağanüstü genel kurullar ile imtiyazlı pay sahipleri özel kurulu, görev süresi sona ermiş olsa bile yönetim kurulu tarafından toplantıya çağrılır.

Yönetim kurulunun mevcut olmaması veya devamlı olarak toplanamaması yahut toplantı nisabının oluşmasına imkan bulunmaması halinde, mahkemeden izin alan pay sahibi genel kurulu toplantıya çağırabilir.

Şirket sermayesinin en az onda birini, halka açık şirketlerde yirmide birini oluşturan veya esas sözleşmede öngörülmesi halinde daha az sayıdaki pay sahiplerince oluşturulan azlık pay sahipleri, yönetim kurulundan, gerektirici sebepleri ve gündemi belirterek, genel kurulun toplantıya çağrılmasını veya genel kurul zaten toplanacak ise, karara bağlanmasını istedikleri hususların gündeme konulmasını yazılı olarak noter aracılığıyla isteyebilirler. Gündeme madde konulması isteminin, çağrı ilanının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanmasına ilişkin ilan ücretinin yatırılması tarihinden önce yönetim kuruluna ulaşmış olması gerekir.

Azınlık (Azlık) pay sahiplerinin, genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin yönetim kuruluna yaptıkları başvurunun kabul edilmesine rağmen kırkbeş gün içerisinde toplantı çağrısının yönetim kurulu tarafından yapılmaması halinde azlık pay sahipleri, genel kurulu toplantıya çağırabilir.

Azınlık pay sahiplerinin, genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin talebinin yönetim kurulu tarafından reddedilmesi veya yedi iş günü içerisinde olumlu cevap verilmemesi üzerine mahkemece atanmış kayyım tarafından genel kurul toplantıya çağrılabilir.

Tasfiye halinde olan şirketlerde tasfiye memurları, görevleri ile ilgili konular için genel kurulu toplantıya çağırabilirler.

Anonim Şirketlerde Genel Kurul Çağrı Usulleri Nelerdir?

Genel kurul toplantıya, esas sözleşmede belirtilen şekilde, internet sitesi açmakla yükümlü olan şirketler internet sitelerinde ve her halde Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ilan ile çağrılır. Çağrı, toplantıya elektronik ortamda katılma sistemini uygulayan şirketlerde elektronik genel kurul sisteminde de yapılır. Ayrıca, pay defterinde yazılı pay sahipleri ile önceden şirkete pay senedi veya pay sahipliğini ispatlayıcı belge vererek adresini bildiren pay sahiplerine, toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı veya çıkacağı gazeteler iadeli taahhütlü mektupla bildirilir.

Genel kurulun toplantıya çağrısı, ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere, toplantı tarihinden en az iki hafta önce yapılır.

Çağrısı yapılan ilk toplantıda nisabın temin edilememesi halinde, genel kurul aynı usulle yeniden toplantıya çağrılır. İlk toplantının ilan metnine, nisabın sağlanamaması halinde yapılacak ikinci toplantının çağrısına dair konulan hükümler geçersizdir.

Anonim Şirketlerde Genel Kurul İlanı Neleri İçermeli?

Genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin ilanlarda ve pay sahiplerine gönderilecek mektuplarda;

  1. Toplantı günü ve saati,
  2. Toplantı yeri,
  3. Gündem,
  4. Gündemde esas sözleşme değişikliği var ise değişen maddenin/maddelerin eski ve yeni şekilleri,
  5. Çağrının kimin tarafından yapıldığı,
  6. lk toplantının herhangi bir nedenle ertelenmesi üzerine genel kurul yeniden toplantıya çağrılıyor ise, erteleme sebebi ile yapılacak toplantıda yeterli olan toplantı nisabı,
  7. Olağan toplantı ilanlarında; finansal tabloların, konsolide finansal tabloların, yönetim kurulu yıllık faaliyet raporunun, denetleme raporunun ve yönetim kurulunun kâr dağıtım önerisinin şirket merkez ve şube adresleri belirtilmek suretiyle anılan adreslerde pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulduğu,

belirtilir.

Yapılacak ilanda, genel kurul toplantısında kendisini vekil vasıtasıyla temsil ettirecekler için vekâletname örneklerine de yer verilir.

Anonim Şirketlerde Çağrısız Genel Kurul Toplantısı Nedir?

Bütün pay sahipleri veya temsilcileri, aralarından biri itirazda bulunmadığı takdirde, çağrı usulüne uyulmaksızın genel kurul olarak toplanabilir ve bu toplantı nisabı varolduğu sürece karar alabilirler. Genel kurul toplantılarının yapılmasına ilişkin hükümler saklıdır.

Genel Kurulda Toplantı Başkanı Nasıl Seçilir?

Esas sözleşmede aksine herhangi bir düzenleme yoksa toplantıyı yönetecek başkan ve gereğinde başkan yardımcısı genel kurul tarafından seçilir. Toplantı başkanı, tutanak yazmanı ile gerek görürse oy toplama memurunu tayin ederek başkanlığı oluşturur. Ayrıca tutanak yazmanı ve oy toplama memuru seçilmemişse, bunlara ait görevler toplantı başkanı tarafından yerine getirilir. Elektronik Genel Kurul Sistemindeki teknik işlemlerin toplantı anında yerine getirilmesi için toplantı başkanı tarafından uzman kişiler de görevlendirilebilir.

Genel Kurul Toplantısında Hazır Bulundurulması Gereken Evraklar Nelerdir?

Genel kurul toplantı yerinde;

  • a) Şirketin esas sözleşmesi,
  • b) Pay defteri,
  • c) Toplantıya çağrının yapıldığını gösteren gazete ve diğer belgeler,
  • ç) Yönetim kurulunca hazırlanan yıllık faaliyet raporu,
  • d) Denetçi raporu,
  • e) Finansal tablolar,
  • f) Gündem,
  • g) Gündemde esas sözleşme değişikliği varsa, izne tabi şirketlerde Bakanlıktan alınan izin yazısı ve eki değişiklik tasarısı, diğer şirketlerde ise yönetim kurulunca hazırlanmış değişiklik tasarısı,
  • ğ) Hazır bulunanlar listesi ile varsa hamiline yazılı pay sahiplerine ilişkin Merkezi Kayıt Kuruluşundan sağlanan pay sahipleri çizelgesi,
  • h) Genel kurul erteleme üzerine toplantıya çağrılmışsa bir önceki toplantıya ilişkin toplantı tutanağı,

fiziki ve/veya elektronik ortamda hazır bulundurulur.

Genel Kurul Hazır Bulunanlar Listesi (Hazirun Cetveli)

Genel kurul toplantısına katılabilecekler listesi; kayden izlenen paylar ile hamiline yazılı paylar bakımından Merkezi Kayıt Kuruluşundan sağlanan pay sahipleri çizelgesine, diğer paylardan senede bağlanmamış bulunan veya nama yazılı olan paylar ile ilmühaber sahipleri için pay defteri kayıtlarına göre yönetim kurulunca hazırlanır ve söz konusu liste yönetim kurulu başkanı veya başkanın yetkilendireceği yönetim kurulu üyelerinden biri tarafından imzalanır.

Yönetim Kurulunun Genel Kurulda Bulunma Zorunluluğu

Genel kurul toplantılarında murahhas üyeler ile en az bir yönetim kurulu üyesinin hazır bulunması şarttır. Diğer yönetim kurulu üyeleri de genel kurul toplantısına katılabilirler. Denetime tabi olan şirketlerin genel kurul toplantılarında denetçi de hazır bulunur.

Genel Kurulda Oya Hakkı Ve Kısıtları

Özel mevzuatında, şirket esas sözleşmesinde, iç yönergede yer alan özel hükümler ve genel kurulda alınacak kararlar saklı kalmak kaydıyla, genel kurul toplantısında oylama açık ve el kaldırmak suretiyle yapılır.

Her pay sahibinin genel kurulda en az bir oy hakkı vardır. Pay sahipleri oy haklarını, paylarının toplam itibarî değeriyle orantılı olarak fiziki veya elektronik ortamda kullanırlar. Ancak her durumda oy hakkının doğabilmesi için, esas sözleşmede daha yüksek bir miktarın ödenmesi öngörülmüşse bunun, öngörülmemişse pay tutarının dörtte birine karşılık gelen miktarın ödenmesi şarttır.

Esas sözleşme ile paylara oy hakkında imtiyaz tanınmış ise;

  • Esas sözleşme değişikliğinde,
  • Yönetim kurulunun ibrasında ve yönetim kurulu aleyhine sorumluluk davası açılmasında,

imtiyazlı oy kullanılamaz.

Pay sahiplerinden hiçbiri; kendisi, eşi, alt ve üstsoyu veya bunların ortağı oldukları şahıs şirketleri ya da hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir işe veya işleme veya herhangi bir yargı kurumu ya da hakemdeki davaya ilişkin olan müzakerelerde oy kullanamaz.

Şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler veya bunların temsilcileri, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz. Ancak anılan kişiler, yönetim kurulu üyesi olmayan diğer pay sahiplerinin oy haklarını temsilen kullanabilirler.

Genel Kurul Vekaletnamesi Neleri İçermeli?

Vekaletnamede; şirketin unvanı, ait olduğu genel kurul toplantısının tarihi, vekilin adı ve soyadı, pay sahibinin pay adedi ile adı ve soyadı veya unvanı ve imzasının bulunması şarttır. Bu bilgilerden herhangi biri bulunmayan özel veya genel vekâletnameler geçersizdir.

Ticaret Hukukuna ilişkin diğer ilginizi çekebilecek çalışmalarımız;

İzmir Ticaret Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Rekabet Kurumu’na Taahhüt Başvurusu

Rekabet Kurumu’na Taahhüt Başvurusu

Rekabet Kurumu’na Taahhüt Başvurusu – İzmir Avukat

16 Mart 2021 tarihli 2021/2 Nolu Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem Ve Kararlar İle Hâkim Durumun Kötüye Kullanılmasına Yönelik Önaraştırmalarda Ve SoruşturmalardaSunulacak Taahhütlere İlişkin Tebliğ yürürlüğe girdi. Söz konusu tebliğ kapsamında Rekabet Hukuku kapsamında yeni bir kurum olan taahhütname sürecinin uygulaması başlamış oldu.

Söz konusu tebliğ ile haklarında yürütülen bir incelemeye taahhütle son verilmesini isteyen taraflar, önaraştırma veya soruşturma sürecinde taahhüt sunma talebinde bulunabilmektedir.

Sunulan taahhütler Rekabet Kurulunca değerlendirilmekte, rekabet sorunlarını giderebileceğine kanaat getirilen taahhütler ilgili teşebbüsler hakkında bağlayıcı hale getirilerek soruşturma açılmamasına veya açılmış bulunan soruşturmaya son verilmesine karar verilebilmektedir. Bu çerçevede, olası ihlallerin büyümesi engellenmekte ve tespiti için gerekli olan ayrıntılı inceleme süreçlerinin kamu ve hakkında inceleme yürütülenler bakımından yol açabileceği zaman ve kaynak maliyetlerinden tasarruf edilmesi amaçlanmaktadır.  

Taahhüt Süreci Nasıl İlerlemekte?

Rekabet Kurumu Sitesinden Alınmıştır.

Ne Kadar Süre İçerisinde Başvurulmalı?

Soruşturma sürecindeki taahhüt sunma talepleri soruşturma bildiriminin tebliğinden itibaren üç ay içinde Rekabet Kurumu’na iletilmesi gerekmektedir. Bu süre geçtikten sonra Rekabet Kurumu’na iletilen taahhüt sunma talepleri dikkate alınmaz.

Taahhüt Metni Neleri İçermeli?

Taahhüt metni, sunulan taahhüdü açık bir şekilde içermeli ve alternatif taahhütler içermemelidir.

Taahhüt metninde taahhütle giderilmesi amaçlanan rekabet sorunu, taahhüdün ne olduğu, ne zamandan başlanmak suretiyle yerine getirileceği, ne kadar süreyle ve ne şekilde uygulanacağı, uygulanmasında gözetilecek süreler, bu sürelerin hangi hallerde uzayabileceği, taahhüdün piyasaya etkisi, rekabet sorununu nasıl çözeceği, taahhüde uyumun nasıl izlenebileceği ve gerekli görülen diğer hususlar açıkça belirtilmelidir. Yapısal taahhüt sunulması halinde elden çıkarma sürecinin yürütülmesine ilişkin detaylara taahhüt metninde yer verilmelidir.

Taahhüdün uygulanmasının üçüncü kişilerle anlaşma sağlanmasını gerektirdiği hallerde, üçüncü kişilerle anlaşma sağlanabileceğini gösteren belgeler de taahhüt metniyle birlikte Rekabet Kurumu’na sunulmalıdır.

Taahhüt metninin sonunda tarafların, sundukları taahhüdün rekabet sorunlarını giderebileceğine ve taahhüt metninde belirtilen şartlarla taahhüdü yerine getirmeyi kabul ettiklerine dair beyanına yer verilir.

Taahhüt metni, taahhüt sunan tarafı temsile yetkili kişilerce imzalanır.

Taahhüt Görüşmeleri

Görüşmeler sözlü veya yazılı olarak gerçekleştirilebilir. Sözlü olarak gerçekleştirilen görüşmeler, görüşmelere katılanlarca mutabık kalınan bir tutanak ile kayıt altına alınır.

Tarafların taahhüt sunma taleplerini Rekabet Kurumu’na iletmelerinin ardından Rekabet Kurulu ilgili anlaşma, karar veya uygulamanın açık ve ağır ihlal niteliğini ve gerekli gördüğü diğer hususları değerlendirerek taahhüt görüşmelerinin başlatılmasına ya da taahhüt sunma talebinin reddine ve taahhüt sürecinin sonlandırılmasına karar verir.

Tarafların taahhüt sunma talebinde bulundukları aşamada, inceleme konusu rekabet sorunlarının yeterli açıklıkta ortaya konamamış olması ve daha detaylı araştırmaya ihtiyaç duyulması halinde Kurul birinci fıkra kapsamında vereceği kararı erteleyebilir. Bu durumun önaraştırmada söz konusu olması halinde ilgili kararın verilmesi soruşturma sürecine bırakılabilir.

Taahhüt görüşmeleri sırasında inceleme konusu rekabet sorunları taahhüt sunacak taraflara açıklanır ve sorunların tespitine dayanak teşkil eden bilgi ve belgeler taraflara sunulur. Taraflara soruşturma bildirimi yapılmış ise sorunların tespitine dayanak teşkil eden bilgi ve belgeler taraflara ayrıca sunulmayabilir.

Ticaret Hukukuna ilişkin diğer ilginizi çekebilecek çalışmalarımız;

İzmir Ticaret Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Memurların Disiplin Süreçleri

Memurların Disiplin Süreçleri

Memurların Disiplin Süreçleri – İzmir Avukat

Bu sıralar sıklıkla karşımıza gelmekte olan uyuşmazlık türlerinden biri de memurlara ilişkin disiplin soruşturmaları. Kendinizi böyle bir durumun içerisinde bulmanız halinde temel haklarınızı bilmeniz oldukça faydalı.

Memurlara ilişkin yürütülecek disiplin süreçleri tahmin edileceği üzere iş kanunu kapsamında değil 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu çerçevesinde açıkça düzenlenmiştir. Bu kanun ile memurlara verilebilecek başlıca ceza tipleri olan; uyarma kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması ve devlet memurluğundan çıkartılma cezaları düzenlenmiştir. 

Disiplin Soruşturmasına Konu Olayı Öğrenmeden İtibaren Bir Ay İçinde Soruşturulmalı

Disiplin soruşturmasını yapmaya ve bu konuda karar vermeye, memurun disiplin suçunu gerektiren fiil ve halin işlediği anda görevli olduğu yerdeki disiplin amirleri yetkilidir. 

Yine kanunda, disiplin cezası gerektiren fiil ve halin öğrenildiği tarihten itibaren disiplin amirlerince;

  • Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarını gerektiren hallerde 1 ay,
  • Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren hallerde 6 ay,

İçinde disiplin soruşturmasına başlanmadığı takdirde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrayacağı düzenlenmiştir.

Savunma Hakkının Kullanımına Engel Olunmamalıdır

Olası bir disiplin soruşturması kapsamında etkin bir şekilde kendinizi savunabilmeniz en temel anayasal haklarınızdan biridir. Bu doğrultuda memurun savunması alınmadan da memura herhangi bir disiplin cezası verilemez.

Tek başına bir savunma talebi de geçerli olmayacak olup; süreçten geçen memura bu konuda savunma için bir süre verilmeli ve savunma konusu olaya ilişkin durum netleştirilmelidir. Bu kapsamda istenilecek savunma yazısında;

  • İsnat edilen fiil ve haller yer, zaman, kişi ve olay belirtilerek açıkça yazılmalı,
  • Memura 7 günden az olmamak üzere bir süre verilmeli, 
  • Bu süre içinde savunma yapılmazsa savunma hakkında vazgeçilmiş sayılacağına ilişkin bildirimde bulunulmalıdır.

Disiplin Cezalarına Karşı Dava Açılması

Disiplin cezalarına karşı cezanın verildiği tarihten itibaren 60 gün içinde idare mahkemelerinde dava açılabilir.

Memur Disiplin Cezaları Nasıl Silinir?

Memurlar; uyarma ve kınama cezalarının uygulanmasından 5 yıl, diğer cezaların uygulanmasından 10 yıl sonra atamaya yetkili amire başvurarak verilmiş olan cezalarının özlük dosyalarından silinmesini isteyebilir.

İş Hukuku Kapsamında Hazırladığımız Diğer Çalışmalarımız;

İzmir İş Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Feragat Nedir?

Feragat Nedir?

Feragat Nedir? – İzmir Avukat

Feragat kesin hüküm doğuran usulü bir işlemdir. Basit anlatımıyla feragat davacının davadaki talep ve istemlerinden vazgeçtiğini bildirmesidir. Feragat, davanın açılmasından, hükmün kesinleşmesine kadar olan süre içerisinde yapılabilir. feragat ile dava dilekçesinde talep edilen taleplerin tamamından vazgeçebileceği gibi, taleplerin bir kısmından vazgeçmek de mümkündür. Feragat Nasıl Yapılır? HMK madde 319 düzenlemesine göre feragatin dilekçe ile veya sözlü olarak yapılması mümkündür. Sözlü feragat yalnızca yargılama esnasında yapılabilir. Aksi durumlarda yapılacak tüm feragatlerin yazılı yapılması zorunludur. Feragat dilekçesinin ilgili mahkemeye sunulması ile veya yargılama sırasında sözlü olarak feragat edildiğinin beyan edilmesi ile hüküm doğurur. Feragatte dikkat edilmesi gereken; feragat işleminin kayıtsız ve şartsız olmasıdır. herhangi bir şarta bağlanan feragat talepleri mahkemece dikkate alınmayacaktır. Bu sebeple davadan feragat esnasında da hukuki destek almak önemlidir. UYAP sistemi aracılığıyla taraflar, ilgililer ve vekilleri, güvenli elektronik imza ile imzalanmış belgeleri ilgili mahkemeye ya da hukuk dairesine gönderebilmektedir. HMK ve HMK yönetmeliği uyarınca, UYAP üzerinden belge gönderilebilir ve diğer tüm işlemler yapılabilir.

Hukuki Düzenlemeleri İnceleyecek Olursak:

Feragat, delillerin toplanmasına ilişkin ara kararın gereğinin yerine getirilmesinden önce gerçekleşirse, tarifedeki vekâlet ücretinin yarısına, daha sonra gerçekleşirse tamamına, davacı aleyhine hükmedilir.(Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi m. 6)

Feragat, davacının mahkemeye hitaben yapacağı tek taraflı, açık bir irade açıklaması ile gerçekleşir. Bunun için karşı tarafın mahkemenin rızasına gerek yoktur. (m. 309/2)

Davacı, vereceği bir dilekçe ile ya da yargılama (duruşma, keşif vs. diğer yargılama işlemleri) sırasında sözlü olarak bu beyanda bulunabilir (m. 309); bu beyan tutanağa yazılır ve okunarak davacıya imza ettirilir. (m. 154/3-c)

Mahkemeye hitaben yapılmayan, mahkeme dışı feragat, feragat eden tarafından kabul edilmezse geçerli değildir. Feragatte bulunan bir avukat ise, vekaletnamesinde açık yetkisinin bulunması gerekir. (m. 74)

Feragat, kay1tsiz şartsız olmalıdır, şarta bağlı feragat geçerli değildir. Ancak, şarta bağlı feragat, bir sulh teklifi olarak değerlendirilebilir. Şarta bağlı feragat yapılamamakla birlikte, davadan tamamen veya kısmen feragat mümkündür. (m. 307)

Feragatin İstisnası

Davadan feragate ilişkin düzenlemeler 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda

‘’Davaya Son Veren Taraf İşlemleri’’ üst başlığı ile madde 307 ve devamında bulunur. Madde düzenlemesinden de anlaşılacağı üzere feragat hakkı davacıya tanınmış bir haktır. Kural olarak tüm davalar açısından feragat beyanında bulunmak mümkündür. Ancak bu durumun birkaç istisnası mevcuttur. İstisnai durumlara örnek olarak hakimlere karşı açılan tazminat davaları söylenebilir.

Davadan Feragatin Sonuçları Davadan feragat sonuçları ile ilgili düzenlemeler HMK madde 311’de bulunur. Madde düzenlemesine göre feragat beyanında bulunmanın ardından mahkemenin verdiği karar kesin hüküm niteliğindedir. Feragat beyanında bulunan davacı, aleyhinde hüküm verilmiş yani davayı kaybetmiş kabul edilir. Bunun sonucu olarak da yargılama giderlerini ödemekle yükümlü hale gelir. Kısmi feragat halinde ödenecek yargılama giderleri feragatin kismi bölümü açısından ayrıca değerlendirmeye tabi olur. Feragatten Vazgeçme Mümkün Müdür? Davacı şekle uygun sözlü veya dilekçe ile feragat beyanında bulunduktan sonra bu feragatten dönemez. Davacı, feragatin hile, hata, ikrah nedeniyle yapıldığını ve bu nedenle feragatten dönmek istediğini ayrı bir “feragatten fesih davası” açarak ileri sürebilir. Davadan tamamen feragat edilmesiyle taraflar arasındaki uyuşmazlık son bulmuş olur. Davacı esas hakkındaki hakkından vazgeçmiş kabul edilir. Feragat üzerine mahkemenin verdiği karar kesin hüküm niteliğinde olduğundan davacının aynı davayı tekrar açması mümkün olmaz. Tekrar açması halinde ise kesin hüküm gerekçesiyle dava reddedilecektir.

Davadan Feragat Halinde Yergılama Giderleri

Harçlar Kanunu’nun 22. Maddesi’ne göre, davadan feragat eden davacı, karar ve ilam harcının 2/3’sini ödeyecektir. Feragat , delillerin toplanmasına ilişkin ara kararın yerine getirilmesinden önce yapılırsa tarife ile belirlenen vekalet ücretinin yarısına; daha sonra yapılmışsa tamamına hükmedilir.

Aşağıdaki çalışmalarımız da ilginizi çekebilir;

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Ortak Velayet

Ortak Velayet

Ortak Velayet – İzmir Avukat

Ortak velayet düzenlenmesi incelenirken bu bağlamda öncelikle iç hukukumuzdaki yasal düzenlemelere bakmak gerekir. İç hukukumuzda konumuzla ilgili yasal düzenlemeler aşağıdaki gibidir.

Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.

Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır(TMK m. 182/1-2). Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velayeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz. Hâkim vasi atanmasına gerek görmedikçe, kısıtlanan ergin çocuklar da ana ve babanın velayeti altında kalırlar(TMK m. 335). Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanırlar.

Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velayeti eşlerden birine verebilir. Velayet, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine verilen tarafa aittir”(TMK m.336). Ana ve baba evli değilse velayet anaya aittir.

Ana küçük, kısıtlı veya ölmüş ya da velâyet kendisinden alınmışsa hâkim, çocuğun menfaatine göre, vasi atar veya velâyeti babaya verir(TMK m.337).

Görüleceği üzere, Türk hukuk sisteminde ortak velayete ilişkin kanuni bir düzenleme bulunmamaktadır. Fakat Türk Medeni Kanun’unda velayete ilişkin düzenlemelerde velayetin anne ya da babadan sadece biri tarafından kullanılması gerektiğine ilişkin de bir düzenleme yoktur.

Hal böyle olunca, ortak velayet hususu Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 20.02.2017 tarihli, 2016/15771 E. ve 2017/1737 K. sayılı Kararı ile Türk Hukuku’nda uygulama alanı bulmuştur. Yargıtay uluslararası sözleşmeleri ve günün koşullarını düşünerek görüş değişikliğine giderek ortak velayet konusunda şartlar mevcutsa olumlu karar verilebileceği konusunda karar kılmıştır.

Yukarıda değindiğimiz Yargıtay kararı bu konuyu aydınlatan ve süreci başlatan bir karardır. Bu karara bakıldığında özetle; “……Değinilen iç hukukumuz ve kamu düzeni kavramı ile ilgili açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde “ortak velayet” düzenlenmesinin, Türk kamu düzenine “açıkça” aykırı olduğunu ya da Türk toplumunun temel yapısı ve temel çıkarlarını ihlal ettiğini söylemek mümkün değildir…..” şeklindedir.

Kararda ortak velayetin açıkça kamu düzeni ve toplumun temel çıkarına aykırılık oluşturmayacağı netleştirilmiş olmuştur. Böylelikle ortak velayette en temel gözetimin çocuğun üstün yararının olacağı anlaşılmış olmuştur. 2016 tarihinde verilen bu kararın ardından ortak velayetin Türk kamu düzenine aykırı olmadığı görüşleri hâkimiyet kazanmış fakat bu konuda bir kanun değişikliği yapılmamıştır. Dolayısıyla Yargıtay kararı gereği ortak velayete hüküm verilmesinin yolu açılmış olmakla beraber bu konuda henüz kanuni düzenleme bulunmamaktadır.

Ortak Velayet Kararının Şartları Nelerdir?

Bu konuda somut olayın özelliklerine göre farklı şartlar olabileceğini belirtmekle birlikte genel olarak şu şartları sıralayabiliriz;

  • Eşlerin ortak velayet konusunda anlaşmış olmaları gerekir, eşler bu hususta kendi aralarında anlaşamazsa menfaat çatışmasına neden olan bu durum nedeniyle ortak velayet verilmesi mümkün olmayacaktır.
  • Ortak velayet verilmesinde çocuğun üstün yararı olmalıdır. Yani ortak velayet halinde çocuğun yararına olmayacak durumlar ve karışıklıklar olması açıkça anlaşılıyor ise ortak velayet verilemez. Bu husus özellikle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde kabul edilen Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesine dayanmaktadır.
  • Eşler arasında aile içi şiddet olayları sebebiyle boşanma sebepleri olmamalıdır. Nitekim şiddetin olduğu bir ailede boşanmadan sonra da ortak velayet müessesinin uygulanması mümkün değildir.
  • Taraflardan birinin alkol uyuşturucu bağımlılığı ya da kötü tarzda yaşam sürmesi gibi durumların varlığında da ortak velayet mümkün değildir.
  • Tarafların ekonomik sosyal ve kültürel durumları gözetilerek ortak velayete uygun olup olmadığı tespit edilmeli ve mutlaka ortak velayetin uygunluğu hakkında uzman görüşlerine de başvurulmalıdır.
  • Sürecin ilerleyebilir olması ve gelecekteki muhtemel sorunlarda çözüm bulunabilmesi açısından kapsamlı bir protokol yapılmış olmalıdır.

Ortak Velayet Halinde Nafaka Ödemesi Yapılır Mı ?

Ortak velayet konusunda bir anlaşmaya varılması nafaka ödenmesi konusunda karar verilmesine engel değildir. Taraflardan ekonomik olarak daha güçlü olan tarafın diğer tarafa uygun bir nafaka ödenmesi kararlaştırılabileceği gibi taraflar kendi aralarında da nafaka hususunda bir anlaşmaya varabilirler.

Benzer ilginizi çekebilecek yazılarımız;

İzmir Boşanma Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Munzam Zarar Nedir?

Munzam Zarar Nedir?

Munzam Zarar Nedir? İzmir Avukat

Munzam Zarar Nedir?

munzam

Arapça munżamm

1. sıfat, eskimiş Katılmış, ulanmış, eklenmiş.

2. isim, eskimiş Katma, ekleme, ek.

Munzam, Türk Dil Kurumu’na göre eklenmiş, katılmış anlamına gelmektedir. Munzam zarar, alacaklının borcunun faizile birlikte ödenmesi durumunda dahi bu ödenen bedelin üzerinde bir zarara uğraması halinde söz konusu olmaktadır. Borçlunun kusuru sabebile uğramış olduğu bu munzam zarar aynı zamanda aşkın zarar olarak da ifade edilmektedir.

Munzam zarara örnek olarak bir alacağın tahsili için alacaklı tarafından yapılmış olan ihtar veya mahkeme tespit giderleri, alacaklının başkasına olan borcunu ödeyememesi sebebi ile meydana gelen cezai şart ödemeleri, alacaklının yoksun kalmış olduğu kazanç örnek verilebilir.

Türk Medeni Kanunu – Aşkın Zarar

Madde 122- Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.

Munzam Zararın Şartları

Munzam zarardan bahsedilebilmesi için somut olayda;

  • Asıl Alacağın Mevcut Olması
  • Borçlunun Temerrüde Düşümüş Olması
  • Munzam Zararın Oluşmasından Borçlunun Sorumlu Olması
    gerekmektedir.

Munzam Zararın İspatı

Yasal mevzuat ve temel hukuk ilkeleri çerçevesinde, munzam zararın ispatı bu zarara uğramış olduğu ve zararının giderilmesini talep eden alacaklı tarafından gerçekleştirilmelidir. Alacaklı yasal süreç kapsamında bu zararının somut bir şekilde ortaya koyabilmekle yükümlüdür.

Aşağıdaki çalışmalarımız da ilginizi çekebilir;

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Vekaletsiz İşgörme

Vekaletsiz İşgörme

Vekaletsiz İşgörme – İzmir Avukat

İşin Görülmesi

Vekaletsiz işgörme, işgören kişinin herhangi bir temsil yetkisi, sorumluluğu veya yükümlülüğü olmamasına karşılık iş sahibi kimse adına veya yerine bir işi gerçekleştirmesi olarak tanımlanabilir. Örneğin başkasının duvarını, o kişinin haberi ve talebi olmaksızın onaran kişi bu duruma örnek gösterilebilir.

Vekaletsiz İşgörme, yasal mevzuatımızda Türk Borçlar Kanunu Madde 526 ve devamında düzenlenmiştir.

Vekâleti olmaksızın başkasının hesabına işgören, o işi sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak görmekle yükümlüdür. (Madde 526)

Vekaletsiz İşgörmenin Türleri Nelerdir?

Vekaletsiz işgörme, doktrinde genellikle gerçek vekaletsiz işgörme ve gerçek olmayan vekaletsiz işgörme olarak iki başlık altında incelenmektedir. Gerçek vekâletsiz işgörme, caiz ve caiz olmayan olmak üzere; gerçek olmayan vekâletsiz işgörme ise iyiniyetli ve kötüniyetli olarak yine kendi içlerinde ikiye ayrılmaktadır.

  • Gerçek Vekaletsiz İşgörme
    • Caiz
      İşgören yetkili veya yükümlü olmaksızın işsahibi için gerekli olan bir işi onun menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak görürse, bunun yanında işgörme fiili iş sahibinin geçerli bir yasaklamasına da aykırı değilse caiz gerçek vekâletsiz işgörmenin varlığından bahsedilir.
    • Caiz Olmayan
      İşgörenin müdahalesi işsahibinin menfaati için gerekli değilse veya işsahibinin geçerli bir yasaklamasına rağmen işgören müdahalede bulunmuşsa bu durumda caiz olmayan gerçek vekâletsiz işgörme söz konusu olur.
  • Gerçek Olmayan Vekaletsiz İşgörme
    • İyiniyetli
      Bir başkasının hukuk alanına müdahale ettiğini bilmeyen veya bilmek zorunda olmayan işgörenin, bu işgörme dolayısıyla kendisine yarar sağlaması halinde ise iyiniyetli gerçek olmayan vekâletsiz işgörme söz konusu olur.
    • Kötüniyetli
      İşgörenin bir başkasının hukuk alanına müdahale ederek onun işini haksız bir surette kötüniyetli olarak kendi menfaatine görmesine kötüniyetli gerçek olmayan vekâletsiz işgörme denir.

Sorumluluk

Kanun kapsamında vekaletsiz işgören kimse öncelikle her türlü ihmal ve ayıbından sorumlu tutulmakta olup; bu kurala bir takım istisnalar getirilmiştir.

Vekâletsiz işgören, her türlü ihmalinden sorumludur. Ancak, işgören bu işi, işsahibinin karşılaştığı zararı veya zarar tehlikesini gidermek üzere yapmışsa, sorumluluğu daha hafif olarak değerlendirilir. İşgören, işsahibinin açıkça veya örtülü olarak yasaklamış olmasına karşın bu işi yapmışsa ve işsahibinin yasaklaması da hukuka veya ahlaka aykırı değilse, beklenmedik hâlden de sorumlu olur. Ancak, işgören o işi yapmamış olsaydı bile, bu zararın beklenmedik hâl sonucunda gerçekleşeceğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur. (Madde 527)

İşgörenin Ehliyetsizliği

İşgören, sözleşme ehliyetinden yoksunsa, yaptığı işlemden ancak zenginleştiği ölçüde veya iyiniyetli olmaksızın elinden çıkardığı zenginleşme miktarıyla sorumlu olur. Haksız fiillerden doğan daha kapsamlı sorumluluk saklıdır. (Madde 528)

İşin İşsahibinin Menfaatine Yapılması Hâlinde

İşsahibi, işin kendi menfaatine yapılması hâlinde, işgörenin, durumun gereğine göre zorunlu ve yararlı bulunan bütün masrafları faiziyle ödemek ve gördüğü iş dolayısıyla üstlendiği edimleri ifa etmek ve hâkimin takdir edeceği zararı gidermekle yükümlüdür. Bu hüküm, umulan sonuç gerçekleşmemiş olsa bile, işi yaparken gereken özeni göstermiş olan işgören hakkında da uygulanır. İşgören, yapmış olduğu giderleri alamadığı takdirde, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ayırıp alma hakkına sahiptir. (Madde 529)

İşin İşgörenin Menfaatine Yapılması Hâlinde

İşsahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile, işgörmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir; ancak zenginleştiği ölçüde, işgörenin masraflarını ödemek ve giriştiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür. (Madde 530)

İşin İşsahibi Tarafından Uygun Bulunması Hâlinde

Vekaletsiz olarak gerçekleştirilen işin, iş sahibi kişi tarafından kabul edilmesi durumunda iş sanki iş sahibi tarafından talep edilmiş gibi hareket edilir ve kanunlarda düzenlenen vekalet hükümleri uygulanır. (Madde 531)

Kaynakça
Türk Borçlar Kanunu
Vekaletsiz İşgörme – Ümmühan KAYA, Doktora Tezi (Ankara 2020)

Aşağıdaki çalışmalarımız da ilginizi çekebilir;

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

2022 Kira Artış Düzenlemesi

2022 Kira Artış Düzenlemesi

2022 Kira Artış Düzenlemesi – İzmir Avukat

1. Düzenlemeden Kimler Yararlanacak? 

Kira artışlarını yüzde 25 ile sınırlayan düzenleme Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’ndan geçerek yasalaştı. Düzenleme, yasanın yürürlüğe girdiği tarih ve daha sonraki tarihlerde yapılan konut kira sözleşmelerini kapsayacak ve 1 Temmuz 2023’e kadar geçerli olacak. Resmi gazetede 11.06.2022 tarihinde yayımlanan değişiklik, bu günü ve sonrasında yapılacak kira artışına etki etmekte. İlgili düzenlemeden yalnızca konut kiracıları yararlanabiliyor. İşyeri kiralarında TÜFE uygulaması devam edecek. 

Bu minvalde, 11.06.2022 tarihinden önce yapılan konut ve işyeri kira artışlarında TÜFE esas alınacak. Yalnızca kira sözleşmesinin yenilenme dönemi 11.06.2022 tarihi ve sonrası olan konut kiracıları için %25 lik uygulama söz konusu olacak

2. Düzenleme Ne Şekildedir? 

Resmi Gazete’de yayımlanan kararda, MADDE 4- 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. 

“GEÇİCİ MADDE 1- Konut kiraları bakımından bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih ilâ 1/7/2023 (bu tarih dâhil) tarihleri arasında yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmalar, bir önceki kira yılına ait kira bedelinin yüzde yirmi beşini geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bir önceki kira yılının tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranının yüzde yirmi beşin altında kalması halinde değişim oranı geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır. Bu oranları geçecek şekilde yapılan sözleşmeler, fazla miktar yönünden geçersizdir. Bu fıkra hükmü, 344 üncü maddenin ikinci fıkrası uyarınca hâkim tarafından verilecek kararlar bakımından da uygulanır.” 

MADDE 5- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. 

Şeklindedir. Bu durumda, iş yeri kiraları bakımından kanunda yer alan Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) oranındaki artış kuralının uygulanmaya devam edilecektir. 

3. Düzenlemenin Eksik Yanları: 

Kanun metninde yapılan atıf (TBK 344/2) kira sözleşmesinde kira artışına ilişkin bir maddenin bulunmadığı sözleşmelerle ilgilidir. Halbuki kira sözleşmelerinde, kira artışına ilişkin madde bulunmayan bir konut kira sözleşmesine rastlamak neredeyse imkânsızdır.  Bu minvalde, kanun metninde bir düzenleme yapılması beklenmekte. Zira düzenleme mevcut hali ile uygulamada sorunlara yol açıp tahliye taahhüdü olan ev sahiplerinin kiracılarını çıkarmasının da önünü açıyor. Çünkü kira sözleşmesinde kira artışına ilişkin önceden belirlenen artış şekli varsa ( yüzdelik oran, üfe, tüfe gibi) ev sahiplerinin TÜFE oranını uygulamasında kanunen bir yanlış bulunmamakta. 

Kira ve Taşınmaz Hukukuna İlişkin Diğer Yazılarımız İçin;

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Nisbi Vekalet Ücreti Nedir?

Nisbi Vekalet Ücreti Nedir

Nisbi Vekalet Ücreti Nedir?

nispi

(nispi:), Arapça nisbī

1. sıfat, eskimiş Birbirine göre (olan), önceki duruma göre:
      Bugün hastada nispi bir iyileşme var.

2. sıfat, eskimiş, felsefe Göreceli:
      Zenginlik, fukaralık nispi durumlardır.

Nispi kelimesi Türk Dil Kurumu tarafından birbirine göre ve göreceli olarak tanımlanmatadır. Yasal süreçlere ilişkin sıklıkla duymakta olduğumuz nisbi vekalet ücreti de aslında değeri yargılama konusu parasal değere göre hesaplanması gereken olan vekalet ücreti anlamında kullanılmaktadır.

Yargılama süreçlerinde vekalet ücreti maktu ve nisbi olarak ikiye kategoride incelenmekte olup; nisbi vekalet ücreti özellikle yargılama değerinin para ile ölçülebilen durumlarda söz konusu olmaktadır. Maktu vekalet ücretine ilişkin yazımızı buraya tıklayarak inceleyebilirsiniz.

Nisbi vekalet ücretleri Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin üçünü kısmı ile düzenlenmektedir. Nispi ücrette üst sınır, dava veya hükmolunacak şeyin değeri veyahut paranın %25’ini geçemez şeklindedir. Bu tavan miktarı aşan sözleşmeler geçersiz değil ancak tavan miktarla sınırlı olarak hüküm doğuracaktır

Ayrıca parasal bir değeri olan dava konusu uyuşmazlıklarda nisbi vekalet ücretinin, davanın görüldüğü mahkemeye göre belirlenen maktu ücretin miktarından az olmaması gerekmektedir.

Aşağıdaki çalışmalarımız da ilginizi çekebilir;

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Maktu Vekalet Ücreti Nedir?

Maktu Vekalet Ücreti Nedir?

maktu

(maktu:), Arapça maḳṭūʿ

1. sıfat, eskimiş Kesik.

2. sıfat, eskimiş Kesin olarak değeri biçilmiş.

3. sıfat, eskimiş Ölçü ile satılmayan, götürü.

Maktu kelimesi Türk Dil Kurumu tarafından kesin olarak değeri biçilmiş olarak tanımlanmatadır. Yasal süreçlere ilişkin sıklıkla duymakta olduğumuz maktu vekalet ücreti de aslında değeri belirli olan vekalet ücreti anlamında kullanılmaktadır.

Yargılama süreçlerinde vekalet ücreti maktu ve nisbi olarak ikiye kategoride incelenmekte olup; maktu vekalet ücreti özellikle yargılama değerinin para ile ölçülemediği veya yargılama konusunun parasal bir karşılığı olmadığı durumlarda söz konusu olmaktadır. Nisbi vekalet ücretine ilişkin yazımızı buraya tıklayarak inceleyebilirsiniz.

Maktu vekalet ücretleri Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ile düzenlenmektedir.

Ayrıca altı çizilmesi gereken bir husus da vekalet ücreti belirlenirken nisbi vekalet ücretine tabii dosyalarda vekalet ücretinin maktu ücretin altında olmaması gerektiğidir.

Aşağıdaki çalışmalarımız da ilginizi çekebilir;

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079