Kategori arşivi: Ticaret Hukuku

İhracat Bedellerinin Türkiye’ye Getirilmesi Zorunluluğu

İhracat Bedellerinin Türkiye'ye Getirilmesi Zorunluluğu
İhracat Bedellerinin Türkiye’ye Getirilmesi Zorunluluğu

İhracat Bedellerinin Türkiye’ye Getirilmesi Zorunluluğu – İzmir Avukat

1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetinin Korunması Hakkında Kanun ile getirilmiş bir yükümlülük olan ihracat bedellerinin Türkiye’ye getirilme zorunluluğu 89/14391 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar ile düzenlenmiş, akabinde İhracat Genelgesi ile uygulamaya açıklık kavuşturulmuştur.

İhraç Bedelleri Ne Kadar Süre İçerisinde Yurda Getirilmelidir?

İhracat genelgesi kapsamında ihracat bedellerinin yurda getirilme süresinin fiili ihraç tarihinden itibaren 180 günü aşamayacağı düzenlenmiştir.

İhracat Genelgesi

İhracat bedellerinin yurda getirilmesi Madde 4 – (1) 2018-32/48 sayılı Tebliğ’in yürürlüğe girdiği tarihten itibaren fiili ihracatı gerçekleştirilen işlemlere ilişkin ihracat bedellerinin yurda getirilme süresi fiili ihraç tarihinden itibaren 180 günü geçemez. 180 gün azami süre olup bedellerin ithalatçının ödemesini müteakip doğrudan ve gecikmeksizin yurda getirilmesi esastır.

İhracat Bedellerinin Türkiye’ye Getirilmemesi Durumunda Nasıl Bir Süreç izlenmektedir?

Süresi içerisinde ihracat bedellerinin Türkiye’ye getirilmemesi durumunda söz konusu hesaplar aracı bankalarca Vergi Dairesi’ne bildirilir. Vergi Dairesi tarafından konuya ilişkin ilgili ihracatçılara ihtarname gönderilerek hesapların kapatılması ihtar edilir. Söz konusu hesapların kapatılmaması veya Vergi Dairesi’ne haklı bir sebep sunulmaması durumunda konu Savcılığa intikal ettirilir ve ihracatçılardan konuya ilişkin savunmalarının savcılığa sunulması talep edilir. Savunmaların sunulması akabinde savcılık gerekli şartların oluşmuş olduğuna kanaat eder ise konuya ilişkin idari par acezası uygulanmasına karar verebilir.

Hesap kapatma, ihbar ve ek süre

MADDE 8 – (1) Ticari amaçla mal ihracında, bedelleri yurda getirilme süresi içinde gelen ihracat ile ilgili hesaplar aracı bankalarca kapatılır.

(2) Süresi içinde kapatılmayan ihracat hesapları aracı bankalarca 5 iş günü içinde muamelenin safhalarını belirtecek şekilde yazılı olarak ilgili Vergi Dairesi Başkanlığına veya Vergi Dairesi Müdürlüğüne ihbar edilir.

(3) İlgili Vergi Dairesi Başkanlığınca veya Vergi Dairesi Müdürlüğünce, ihbarı müteakip 10 iş günü içinde ilgililere hesapların kapatılmasını teminen 90 gün süreli ihtarname gönderilir. Bu süre içinde hesapların kapatılması veya 9 uncu maddede belirtilen mücbir sebep hallerinin ya da haklı durumun belgelenmesi gereklidir.

(4) Mücbir sebeplerin varlığı halinde, mücbir sebebin devamı müddetince altışar aylık dönemler itibarıyla ilgili Vergi Dairesi Başkanlığınca veya Vergi Dairesi Müdürlüğünce ek süre verilir.

(5) Mücbir sebep halleri dışında kalan haklı durumların varlığı halinde, hesapların kapatılmasına ilişkin altı aya kadar olan ek süre talepleri, firmaların haklı durumu belirten yazılı beyanına istinaden üçer aylık devreler halinde ilgili Vergi Dairesi Başkanlığınca veya Vergi Dairesi Müdürlüğünce, altı aylık süreden sonraki ek süre talepleri Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından incelenip sonuçlandırılır.

İhraç Bedellerinde Parasal Sınırlar Nelerdir?

Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (İhracat Bedelleri Hakkında) (Tebliğ No: 2018-32/48)’De Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2019-32/56)

MADDE 7 – Aynı Tebliğin 10 uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“(1) Her bir gümrük beyannamesi itibarıyla;

a) 30.000 ABD dolarına kadar noksanlığı olan ihracat hesapları doğrudan bankalarca ödeme şekline ve toplam beyanname tutarına olan oranına bakılmaksızın,

b) 30.000 ABD dolarından yüksek olmakla birlikte 100.000 ABD doları veya eşitini aşmayan, beyanname veya formda yer alan bedelin %10’una kadar noksanlığı olan (sigorta bedellerinden kaynaklanan noksanlıklar dahil) ihracat hesapları doğrudan bankalarca ödeme şekline bakılmaksızın,

c) 200.000 ABD doları veya eşitini aşmamak üzere, 9 uncu maddede belirtilen mücbir sebep ve haklı durum halleri göz önünde bulundurulmak suretiyle beyanname veya formda yer alan bedelin % 10’una kadar açık hesaplar ilgili Vergi Dairesi Başkanlığınca veya Vergi Dairesi Müdürlüğünce,

terkin edilmek suretiyle kapatılır.”

Söz Konusu Yükümlülüklere Uyulmaması Durumunda Yaptırım Nedir?

Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun’un 3. Maddesinin 3. Fıkrası “Her türlü mal, kıymet, hizmet ve sermaye ithal ve ihraç edenler veya bu işlere aracılık edenlerden bu işlemlerinden doğan alacaklarını 1 inci maddeye göre alınan kararlardaki hükümlere göre ve bu kararlarda tayin edilen süreler içinde yurda getirmeyenler, yurda getirmekle yükümlü oldukları kıymetlerin rayiç bedelinin yüzde beşi kadar idarî para cezasıyla cezalandırılırlar. İdarî para cezasına ilişkin karar kesinleşinceye kadar alacaklarını yurda getirenlere, birinci fıkra hükmüne göre idarî para cezası verilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

İdarî para cezasına ilişkin karar kesinleşinceye kadar söz konusu bedelleri yurda getirenlere, anılan Kanun’un birinci fıkra hükmüne göre 3000 TL’den 25000 TL’ye kadar idarî para cezası (yeniden değerleme oranları dikkate alındığında yaklaşık 7.810-65.083-TL) idari para cezası verilir.

Ancak, verilecek idarî para cezası yurda getirilmesi gereken paranın %2,5’inden fazla olamaz. Diğer taraftan, ithalat, ihracat ve diğer kambiyo işlemlerinde döviz veya Türk Parası kaçırmak kastıyla muvazaalı işlemlerde bulunanlar, yurda getirmekle yükümlü oldukları veya kaçırdıkları kıymetlerin rayiç bedeli kadar idarî para cezasıyla cezalandırılırlar.

Öte yandan, söz konusu ihracat bedellerinin yurda getirilmesi ancak %80’nin bir bankaya satılmaması, bedelin getirilmesi sonrasında yapılan işlemler de usule ilişkin hataların yapılması veya anılan Genelge’nin herhangi bir hükmüne aykırılık olması durumunda; 1567 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında 3.000-25.000 TL tutarında (yeniden değerleme oranları dikkate alındığında yaklaşık 7.810- 65.083 TL) idari para cezası uygulanacaktır. Tekerrür durumunda ise bu cezalar iki katı olarak uygulanmaktadır.

Ticaret Hukukuna ilişkin diğer ilginizi çekebilecek çalışmalarımız;

İzmir Ticaret Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Limited Şirketlerde Çağrısız Genel Kurul

Limited Şirketlerde Çağrısız Genel Kurul – İzmir Avukat

Tüm ortakların veya temsilcilerinin bir arada bulunmaları halinde genel kurul çağrısına ilişkin uzun ve yorucu prosedürler uygulanmaksızın bir genel kurul toplantısı gerçekleştirilebilir. Bu genel kurula çağrısız genel kurul adı verilir. Çağrısız genel kurulun gerçekleştirilebilmesi için şirketin tüm paylarının temsil edilmesi ve bu pay sahipleri veya temsilcilerinin bir itirazının olmaması gerekmektedir.

Limited Şirketler Türk Ticaret Kanunu Madde 573 ve devamında düzenlenmiş olmakla birlikte, Anonim Şirketlere ilişkin hükümlerin kıyasen uygulanacağı da açıkça düzenlenmiştir. Bu kapsamda Limited Şirketlerde çağrısız genel kurul süreçlerine ilişkin olarak Türk Ticaret Kanunu Madde 416 hükümleri uygulanacaktır.


Türk Ticaret Kanunu Madde 416–(1) Bütün payların sahipleri veya temsilcileri, aralarından biri itirazda bulunmadığı takdirde, genel kurula katılmaya ve genel kurul toplantılarının yapılmasına ilişkin hükümler saklı kalmak şartıyla, çağrıya ilişkin usule uyulmaksızın, genel kurul olarak toplanabilir ve bu toplantı nisabı varolduğu sürece karar alabilirler.
(2) Çağrısız toplanan genel kurulda, gündeme oybirliği ile madde eklenebilir; aksine esas sözleşme hükmü geçersizdir.

Olağan & Olağanüstü Genel Kurul

Limited şirketlerde gene kurullar genellikle olağan ve olağanüstü olarak ikiye ayrılmakta olup; olağan genel kurul toplantıları her yıl hesap döneminin sona ermesinden itibaren 3 ay içinde ve en az yılda bir kez yapılmaktadır. Olağanüstü genel kurul toplantıları ile uygulamada ihtiyacın meydana gelmesi ile her zaman gerçekleştirilebilmektedir.

Çağrısız Genel Kurul Gündemi

Çağrılı genel kurul gerçekleştirilmesi durumunda, genel kurul gündeminin çağrı esnasında belirlenerek taraflara bildirilmiş olması gerekmekte olup; bu gündem maddelerinin değiştirilmesi bir takım sıkı kurallara tabiidir. Çağrısız genel kurullarda ise böyle bir kısıtlama söz konusu değildir. Taraflar oybirliği ile gündeme maddeye ekleyebilmektedir.

Genel kurul karar tutanağının noter aracılığı ile tescil edilerek, şirketin tabii olduğu Ticaret Sicil Müdürlüğü bünyesinde tescil edilmesi gerekmektedir.

Gerekli Belgeler

Genel kurul kapsamında alınan kararların niteliğine, şirketin ortaklık yapınsa veya benzeri değişkenlere göre eklenmesi veya hazırlanması gereken evraklar farklılık gösterebilir. Bu sebep ile ticari işletmenin bulunduğu yer Ticaret Sicil Müdürlüğü ile iletişime geçerek en güncel hazırlanacak belgeler tespit edilebilir. Ancak uygulamada standart bir çağrısız genel kurul tescili için öncelikle ilgili Ticaret Sicil Müdürlüğü’ne hitaben yazılmış bir üst yazı, noter tescilli genel kurul karar tutanağı, genel kurul toplantısı esnasında hazır bulunanlara ilişkin bir hazirun cetveli ve var ise burada pay sahibi kimseleri temsil eden kişilerin vekaletnameleri bulunmalıdır.

Ticaret Hukukuna ilişkin diğer ilginizi çekebilecek çalışmalarımız;

İzmir Ticaret Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Gizlilik Sözleşmelerinde Önemli Noktalar

Gizlilik Sözleşmelerinde Önemli Noktalar

Gizlilik Sözleşmelerinde Önemli Noktalar – İzmir Avukat

Ticari süreçlerde, gizlilik sözleşmeleri artık hayatımızın bir parçası haline geldi. Peki, sürekli karşımıza çıkan ve genellikle masum görünen gizlilik sözleşmelerinde (veya sıklıkla duyduğumuz hali ile NDA / “Non Disclosure Agreement”) nelere dikkat edilmeli? Sizler için en önemli olduğunu düşündüğümüz beş maddeyi özetledik.

1- Taraflar

Bir gizlilik sözleşmesinin tarafları ile gizli bilgininin paylaşılacağı tarafların aynı olmaması durumunda, sözleşmeyi imzalamanın bir anlamı var mı? Muhtemelen yok. Bu sebep ile bir gizlilik sözleşmesi imzalarken sözleşmenin taraflar maddesinde yer alan bilgilerin güncel olduğundan emin olunması gerekiyor. Burada taraflar ticari şirketle ise yalnızca adres ve ticari ünvan değil bunların yanı sıra vergi numarası veya mersis numarası gibi bilgilerin de alınması ileride şirketin tespiti esnasında büyük bir kolaylık sağlayacaktır.

2- Sözleşmenin Süresi

Sözleşmelerde süreçlerin sınırlarının çizilmesi, zaten bir sözleşmenin esas amacını oluşturmaktadır. Burada genel olarak sözleşmeler kapsamında tarafların elde etmiş olduğu bilgileri ne kadar süre saklamak ve/veya koruma zorunda olduğu belirli kılınmalı. Yalnızca bir yıllık bir gizlilik sözleşmesi makul olmamakla birlikte, sonsuza dek uzanacak bir yükümlülük de genellikle karşı tarafça kabul görmeyecektir. Burada sektör uygulaması ve genel ticari hayat gözetilerek bir karar verilmelidir.

3- Gizli Bilginin Tanımı

Tarafların sözleşmedeki rollerine göre gizli bilginin tanımı daraltılıp, genişleticektir. Burada gizli bilginin doğru bir şekilde tanımlanarak ticari süreci aksatmayacak bir kapsamın belirlenmesi oldukça önem teşkil etmektedir.

4- Cezai Şart

Proportion of Tangible and Intangible Assets in S&P500 Market Value (source: Ocean Tomo, 2015

Yukarıda yer verili grafikde de açıkça görüleceği üzere artık ticari şirketlerde “elle tutulamayan” varlıklar, şirket değerinin yüksek bir kısmını oluşturuyor. Bu kapsamda şirketlerin gizli bilgileri, marka, patent ve hatta alan adları gibi fikri mülkiyetlerinin etkili bir şekilde korunması gerekiyor. Yalnız, maddi olmaması sebebi ile çoğu zaman bu bilgilere değer biçmek kolay değil.

Örneğin bir personelin almakta olduğu maaşın, diğer personeller tarafından öğrenilmesi şirket içerisinde bir huzursuzluğa sebebiyet verebilir. Peki burada bu huzursuzluğun tam olarak maddi karşılığının belirlenmesi mümkün mü? Çoğu zaman değil. Bu sebep ile gizlilik sözleşmelerinde eğer bir cezai şart belirtilecek ise muhtemel bir zarar göz önünde bulundurularak hesaplama yapılması ileride birçok yasal sürecin önüne geçebilecektir.

Konuya ilişkin yasal danışmanlık almak için uzman ekibimiz ile iletişime geçebilirsiniz.

Ticaret Hukukuna ilişkin diğer ilginizi çekebilecek çalışmalarımız;

İzmir Ticaret Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Ticari Defterlerin Kaybolması 2022

Ticari Defterlerin Kaybolması

Ticari Defterlerin Kaybolması – İzmir Avukat

Türk Ticaret Kanunu kapsamında basiretli olarak nitelendirilen tacirlerin ticari defter ve belgeleri en az 10 (on) yıl süre ile saklama yükümlülüğü getirilmiştir. Söz konusu belgelerin kaybolması durumunda başta Vergi Dairesi olmak üzere birçok kurum ile problemler yaşanılabileceği gibi, makul bir gerekçelendirilmenin yapılamaması durumunda tacir hakkında Vergi Usul Kanunu madde 359 kapsamında hapis cezası dahi söz konusu olabilir. Bu sebep ile tacirlerin saklamak ile yükümlü oldukları belgelerin kaybolması durumunda vakit kaybetmeksizin bir zayi belgesi alması önem arz etmektedir.

Türk Ticaret Kanunu Madde 87/2

Bir tacirin saklamakla yükümlü olduğu defterler ve belgeler; yangın, su baskını veya yer sarsıntısı gibi bir afet veya hırsızlık sebebiyle ve kanuni saklama süresi içinde zıyaa uğrarsa tacir zıyaı öğrendiği tarihten itibaren otuz gün içinde ticari işletmesinin bulunduğu yer yetkili mahkemesinden kendisine bir belge verilmesini isteyebilir. Bu dava hasımsız açılır. Mahkeme gerekli gördüğü delillerin toplanmasını da emredebilir.

05.07.2022 Tarihinde gerçekleştirilen değişiklik ile 15 günlük hakdüşürücü süre 30 (otuz) gün olarak değiştirilmiştir.

https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2022/07/20220705-1.pdf

Yetkili ve Görevli Mahkeme

Saklamakla yükümlü olunan belgelerin kaybolması durumunda, ticari işletmenin bulunduğu yer ticaret mahkemesine dava açılması gerekmektedir.

Hak Düşürücü Süre

Türk Ticaret Kanunu ve ilgili Yargıtay kararları kapsamında, davanın 30 günlük hak düşürücü süre içerisinde açılması gerektiği önemle vurgulanmaktadır. Burada 30 günlük hak düşürücü süre durumun hak sahibi kimselerce öğrenildiği tarihten itibaren başlamaktadır. Emsal mahkeme kararlarında sürenin aşılması akabinde açılan davalarda hak düşürücü sürenin geçmiş olduğundan bahis ile ret kararı verildiği görülmektedir.

Davanın Tarafları

Ticaret mahkemesinde açılan, zayi belgesi taleple dosyanın bir karşı tarafı bulunmaması sebebi ile hasımsız olarak açılmalıdır.

Defter, Kayıt veya Belgeleri Gizleme Suçu

Tacirlerin saklamak ile yükümlü oldukları belgeleri kaybolduklarından haberdar olmalarından itibaren en geç 15 gün içerisinde zayi belgesi talep etmeleri gerekecektir. Aksi takdirde, olası bir soruşturmada Vergi Usul Kanunu Madde 359 kapsamında hapis cezası ile karşılaşma ihtimalleri söz konusu olabilir.

Vergi Usul Kanunu Madde 359 –  

a) Vergi kanunlarına göre tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan;

1) Defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hileleri yapanlar, gerçek olmayan veya kayda konu işlemlerle ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap açanlar veya defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri vergi matrahının azalması sonucunu doğuracak şekilde tamamen veya kısmen başka defter, belge veya diğer kayıt ortamlarına kaydedenler,

2) Defter, kayıt ve belgeleri tahrif edenler veya gizleyenler veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar, 

Hakkında on sekiz aydan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Ticaret Hukukuna ilişkin diğer ilginizi çekebilecek çalışmalarımız;

İzmir Ticaret Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Menkul Satışlarda Türk Parasının Kullanılması Zorunluluğu

Menkul Satışlarda Türk Parasının Kullanılması

Menkul Satışlarda Türk Parasının Kullanılması – İzmir Avukat

19 Nisan’da yayınlanarak yürürlüğe giren Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ’de (“Tebliğ”) Değişiklik Yapılmasına Dair 2022-32/66 sayılı Tebliğ ile piyasada döviz kullanımına ilişkin birtakım sınırlandırmalar getirildi.

Söz konusu tebliğ ile menkul satış sözleşmelerinde ödemenin Türk parası ile yapılması zorunluluğu getirilmiştir. Tebliğ’de belirtili “menkul” ibaresi gayrimenkul tanımına girmeyen tüm mal ve eşyalar olarak anlaşılmalıdır.

Bu kapsamda taraflar menkul satışlarında yabancı para cinsinden veya yabancı paraya endeksli olarak fiyat kararlaştırabilse de fiili ödemeyi Türk parası ile gerçekleştirmek zorunda.

Tebliğ kapsamında eğer menkul satışında döviz cinsi kararlaştırılmış ise ödeme tarihinde hangi kur üzerinden Türk parasına çevrileceği ise belirtilmemiştir. Bu kapsamda eğer taraflarca aksi kararlaştırılmamış ise vade tarihindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası efektif satış kurunun esas alınması gerecektir.

Burada dikkat edilmesi gereken bir başka husus da pay, pay benzeri kıymetler de birer menkul satış sözleşmesi niteliğinde olup; söz konusu sınırlandırmalar kapsamındadır. Bu çerçevede pay senetleri ve çıplak pay devirleri için de Türk parası ile ödeme gerçekleştirilmesi gerekecektir.

Tebliğ’İn istisnaları incelendiğinde de tebliğ yürürlük tarihi öncesinde akdedilmiş menkul satış sözleşmelerinin ifa edilmesi kapsamında dolaşıma girmiş olan döviz cinsi kıymetli evraklar, aynı şekilde tebliğ yürürlük tarihi öncesi düzenlenmiş faturalar ile Borsa İstanbul A.Ş. Kıymetli Madenler ve Kıymetli Taşlar Piyasası’nda döviz cinsinden gerçekleştirilen kıymetli maden ve kıymetli taş alım satım işlemleri için Türk parasının kullanılması zorunluluğu belirtilebilir.

Aksinin yetkili kamu kurumlarınca tespiti halinde, yabancı para cinsi ile menkul satışına ilişkin sözleşmeler sebebi ile 2022 yılı için, sözleşmenin tarafı olan her bir tarafa ayrı ayrı 14.211,00-₺ ile 118.555,00-₺ arası idari para cezası uygulanacaktır.

Ticaret Hukukuna ilişkin diğer ilginizi çekebilecek çalışmalarımız;

İzmir Ticaret Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Şirket Ortaklığından Çıkma

Şirket Ortaklığından Çıkma

Şirket Ortaklığından Çıkma | İzmir Avukat

Ticari şirketlerde, ortakların şirket ortaklığından çıkması veya çıkarılması uygulamada genellikle iki farklı süreç çerçevesinde toplanmaktadır. Bunlar şirket esas sözleşmesinde belirtili hususlar nezdinde ortağın ortaklıktan çıkarılması ve Türk Ticaret Kanunu kapsamıdna haklı sebebe dayanarak şirket ortaklığının feshi olarak ikiye ayrılabilir. Bu çalışma kapsamında haklı sebep ile şirket ortaklığından çıkma süreçleri ele alınacaktır.

Yeni Türk Ticaret Kanunu Madde 531 ile düzenlenen haklı sebep ile şirketin feshi maddesi kapsamında, mahkemenin davacı pay sahiplerine pay değerlerinin ödenmesi sureti ile şirketten çıkarılmalarına karar verebileceği düzenlenmiştir. Burada haklı sebep teşkil edebilecek hususlar tek tek sayılmamış olup; uygulama ve doktrin kapsamında kanuni hakların kullanılmasının engellenmesi, şirketin sürekli zarar ettirilmesi, usule aykırı genel kurul süreçlerinin yürütülmesi gibi hususlar sıklıkla haklı sebep olarak karşımıza çıkmaktadır.

Türk Ticaret Kanunu

Haklı sebeplerle fesih

MADDE 531– (1) Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.

Madde Gerekçesi

Bu madde 6762 sayılı Kanunda öngörülmemiş bir kurumu hukukumuza kazandırmaktadır. 6762 sayılı Kanunun haklı sebeplerle feshi düzenlememiş olması, yargı kararlarında ve öğretide hem tartışılmış hem de eleştirilmişti. Tartışma, boşluğun niteliğiyle ilgiliydi. Bazıları kaynak İsv. BK 736, b.4 hükmünün 6762 sayılı Kanuna alınmamış olmasının Kanunda olumlu bir boşluk yarattığı, bu boşluğun kıyas yoluyla veya Türk Medenî Kanununun 1 inci maddesinden yararlanılarak doldurulması gerektiği görüşünü savunmuştur. Hakim öğreti ve Yargıtay boşluğun olumsuz olduğunu, bu nedenle Türk hukukunda böyle bir imkân bulunmadığını ileri sürmüşlerdi. Ancak, Türk hukukunda böyle bir kurumun bulunmasının yararlı olacağı çoğunluk tarafından kabul edilmekteydi. 531 inci madde hakim görüş tarafından benimsenen bir azlık hakkını hukukumuza getirmektedir.
Tasarının bu maddesinin özellikleri şu şekilde sıralanabilir:
1) Bu hakkın kullanılabilmesi için esas sermayenin onda birine sahip olmak gerekli ve yeterlidir. Bu oranda paya bir paysahibinin sahip olması şart değildir. Birden fazla paysahibi de bir araya gelerek söz konusu hakkı kullanabilir. Esas sözleşme ile daha düşük bir oran öngörülebilir.

2) Feshin talep edileceği mahkeme, şirket merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesidir.
3) Haklı sebep Tasarıda tanımlanmamış, haklı sebepler örnek olarak da gösterilmemiş, bu kavramın niteliklerinin gösterilmesi ve tanımlanması yargı kararlarıyla öğretiye bırakılmıştır. İsviçre öğretisinde genel kurulun birçok kez kanuna aykırı bir şekilde toplantıya çağrılmış olması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlalî, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kâr payının düzenli azalması, haklı sebep sayılmıştır. Buna karşılık varsayımlar ve olumsuz beklentiler haklı sebep sayılmamıştır. İleri sürülen sebeplerin haklı olup olmadığına karar verecek olan mahkemedir. Mahkeme sebepleri haklı bulsa bile fesih kararı vermek zorunda değildir. Şirketin feshini haklı kılan sebeplerin varlığına rağmen, yaşatılmasının ekonomik ve rasyonel açıdan daha doğru olacağına kanaat getiren mahkeme; şirketi feshetmek yerine, fesih talebinde bulunan paysahiplerinin paylarının gerçek değerinin ödenmesine ve kendilerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir. Davacıya paranın kimin tarafından ve nasıl ödeneceği, bu payları geçici olarak şirketin iktisap edip edemeyeceği yargı kararlarına ve öğretideki görüşlere göre belirlenecektir.
4) Maddenin son cümlesindeki “veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözümü karar bağlama” inisiyatifi tamamıyla mahkemeye aittir. İsviçre öğretisinde, mahkemenin kâr dağıtma zorunluğunu karara bağlayabileceği; uygun bir yeni paysahibinin şirkete alınmasını uygun bulabileceği, hatta şirketi sağlığa kavuşturabilecek kısmî tasfiyeye de hükmedebileceği belirtilir.

İlgili Yargıtay Kararları

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi  2015/9088 E., 2016/2352 K.

Anılan madde uyarınca haklı sebeplerin varlığı halinde şirket sermayesinin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahiplerinin, haklı sebeplerin varlığı halinde şirketin feshine karar verilmesini isteyebileceği, mahkemece, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, pay bedellerinin karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenmesi suretiyle davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme de karar verebileceği öngörülmüştür. Şirketler hukuku bakımından şirketin devamlılığının sağlanılması esas olup; düzenleme uyarınca, ekonomik değer taşıyan şirketin feshi yerine şirketi ayakta tutacak diğer çözüm yollarının hakimce değerlendirilmesi zorunlu kılınmıştır. Dava konusu şirketin ana sözleşmesinde yer alan faaliyet amaçlarını gerçekleştirmeye yarar bir kısım taşınmazlarını elinden çıkardığı, 2006 yılından beri gayri faal durumda olduğu, ortaklar arasında yaşanan ihtilaflar nedeniyle davaların süregeldiği ve bu itibarla davada haklı nedenlerle fesih koşullarının gerçekleştiği sabit ise de; dosya içerisinde yer alan bilirkişi raporları ve belgelerden aile şirketi vasfındaki davalı şirketin halen elinde bulundurduğu malvarlıklarıyla şirket anasözleşmesinde yer alan amaçları rahatlıkla gerçekleştirebilecek durumda olduğu, davacı ortakların ortaklıktan ayrılması halinde şirket anasözleşmesinde yapılacak değişiklikle şirketin amaçlarının değiştirilebileceği, esasen davacı ortakların da ortaklıktan çıkmayı isteyip sadece ödenecek pay bedeli hususunda diğer ortaklarla anlaşamadıkları hususu gözetildiğinde şirketin, haklı nedenle feshi yerine davacı ortakların pay bedellerinin taraflarlarına ödenmesi suretiyle ortaklıktan çıkarılmalarına karar verilmesinin somut olaya uygun olacağı gözetilmeksizin yazılı gerekçeyle bu yöndeki talebin reddi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.

Ticaret Hukukuna ilişkin diğer ilginizi çekebilecek çalışmalarımız;

İzmir Ticaret Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Adi Ortaklık Sözleşmesi

Adi Ortaklık Sözleşmesi

Adi Ortaklık Sözleşmesi | İzmir Avukat

Adi ortaklık sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu Madde 620 kapsamında, ” Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. Bir ortaklık, kanunla düzenlenmiş ortaklıkların ayırt edici niteliklerini taşımıyorsa, bu bölüm hükümlerine tabi adi ortaklık sayılır. ” olarak düzenlenmiştir. Adi şirket sözleşmesi, ticaret şirketlerinin aksine şekle tabii değildir. Sözleşme yazılı veya sözlü olarak gerçekleştirilebilir. Ancak taraflar ileride meydana gelebilecek olası anlaşmazlıkların önüne geçmek için ve ispat kolaylığı gözetilerek adi ortaklık sözleşmelerini yazılı olarak yapmak isteyebilirler.

Türk Borçlar Kanunu

Madde 12- Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir.

Adi ortaklık sözleşmelerinin şekil şartına tabii olmamasının istisnası olan bazı özel durumlar da mevcuttur. Örneğin ortaklardan biri şirkete sermaye olarak taşınmaz veya motorlu araç koyuyor ise burada sözleşme resmi şekle; telif gibi fikri mülkiyet hakkı getiriyor ise yazılı şekilde gerçekleştirilmelidir.

Adi ortaklık sözleşmelerinin içeriğinde kanunen düzenlenmesi zorunlu olan bir unsur olmamak ile birlikte, şirket türü, sermaye olarak ne taahhüt edildiği ve pay oranları gibi hususların sözleşmede düzenlenmesi kuşkusuz faydalı olacaktır.

Ortaklar Arasındaki İlişki

Her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla yükümlüdür. Ortaklık sözleşmesi ile aksi kararlaştırılmamış ise ortakların katılım payları, ortaklığın amacının gerektirdiği önem ve nitelikte ve birbirine eşit olmak zorundadır.

Kazancın Paylaşılması

Ortaklar, niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün kazançları aralarında paylaşmakla yükümlüdürler.

Adi ortaklık sözleşme ile aksi kararlaştırılmamış ise, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir. Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder. Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir.

Ortaklığın Karar & Yönetimi

Ortaklığın kararları, bütün ortakların oybirliğiyle alınır. Sözleşmede kararların oy çokluğuyla alınacağı belirtilmişse çoğunluk, ortak sayısına göre belirlenir.
Yönetim, sözleşme veya kararla yalnızca bir veya birden çok ortağa ya da üçüncü bir kişiye bırakılmış olmadıkça, bütün ortaklar ortaklığı yönetme hakkına sahiptir. Ortaklık, ortakların tümü veya birkaçı tarafından yönetilmekte ise, bunlardan her biri, diğerleri katılmaksızın işlem yapabilir; ancak ortaklığı yönetmeye yetkili olan her ortak, tamamlanmasından önce işleme itiraz etmek suretiyle, bu işlemin yapılmasını engelleyebilir. Ortaklığa genel yetkili bir temsilci atanması ve ortaklığın olağan dışı işlerinin yürütülmesi için, bütün ortakların oybirliği gereklidir. Ancak, gecikmesinde sakınca olan hâllerde, bu konuda yönetici ortaklardan her biri yetkilidir.

Ortaklar Arasındaki Sorumluluk

Ortaklar, kendilerinin veya üçüncü kişilerin menfaatine olarak, ortaklığın amacını engelleyici veya zarar verici işleri yapamazlar.

Ortaklardan birinin ortaklık işleri için yaptığı giderlerden veya üstlendiği borçlardan dolayı diğer ortaklar, ona karşı sorumlu olurlar; bu ortağın, yönetim işleri yüzünden doğrudan doğruya uğradığı zararlar ile ortaklığın yönetiminden kaynaklanan tehlikeler sonucunda doğan zararları, diğer ortaklar gidermekle yükümlüdürler. Ortaklığa avans olarak para veren ortak, verdiği günden başlamak üzere faiz isteyebilir. Yükümlü olmadığı hâlde ortaklık işleri için emek sarfetmiş olan bir ortak, hakkaniyetin gerektirdiği bir karşılık ödenmesini isteyebilir.

Her ortak, ortaklık işlerinde kendi işlerinde olduğu ölçüde çaba ve özen göstermekle yükümlüdür. Her ortak, diğerlerine karşı, kendi kusuruyla verdiği zararları, başka işlerde ortaklığa sağladığı menfaatlerle mahsup ettirme hakkı olmaksızın gidermekle yükümlüdür. Ortaklık işlerini ücret karşılığı yürüten ortak, vekâlet hükümlerine göre sorumlu olur.

Aksine hüküm bulunmadıkça, yönetici ortaklar ile diğer ortaklar arasındaki ilişkiler, vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümlere tabidir. Ortaklığı yönetme yetkisi bulunmayan bir ortağın, ortaklığın işlerini görmesi veya bu yetkiye sahip ortağın yetkisini aşması hâllerinde, vekâletsiz işgörmeye ilişkin hükümler uygulanır. Yönetici ortaklar, yılda en az bir defa hesap vermek ve kazanç paylarını ortaklara ödemekle yükümlüdürler. Hesap döneminin uzatılmasına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Ortaklığı yönetenin ortaklardan birisi olmaması durumunda da aynı kural uygulanır.

Yönetim yetkisi olmasa bile, her ortağın, ortaklığın işleyişi hakkında bilgi alma, defter ve kayıtlarını inceleme, bunlardan örnek alma ve mali durumu hakkında özet çıkarma hakkı vardır. Aksine sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.

Yargıtay Kararları

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2014/7550 E.,  2014/17429 K.

Adi ortaklık sözleşmesi; iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir(TBK. 620/1 md.). Bu sözleşme türü Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiştir. Bu nedenle, adi ortaklığın feshi ve tasfiyesine ilişkin davalara bakma görevi de genel mahkeme olan asliye hukuk mahkemelerine aittir.  Hal böyle olunca, mahkemece; tarafların iddia ve savunmaları değerlendirilip, tüm deliller toplandıktan sonra hasıl olacak sonuca göre işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle görevsizlik karar verilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir

Konuya ilişkin danışmanlık almak için uzman ekibimiz ile iletişime geçebilirsiniz.

Ticaret Hukukuna ilişkin diğer ilginizi çekebilecek çalışmalarımız;

İzmir Ticaret Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması

Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması

Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması | İzmir Avukat

Hızlı ve dinamik yapısı olan ticaret hayatında, borçluların ticari şirketlerin sermaye ile sorumlu yapısının kötü niyet ile kullanımının önüne geçebilmek için bir takım düzenlemeler getirilmesi zorunluluğu söz konusu olmuştur. Tüzel kişilerin perdelerinin kaldırılması, tam olarak da bu kötü niyetli süreçlerin önüne geçebilmek adına düzenlenmiştir. Bu kapsamda borçlu şirket sahiplerinin sorumluluğunun söz konusu olduğu bir durumda şirket tüzel kişiliğinin ayrı bir kişi olduğu görmezden gelinecek ve ortağın sınırlı sorumluğuna somut olay için bir istisna getirilerek şirket borcundan tamamen sorumlu tutulmasının ya da tam tersinden tüzel kişinin ortağının borcundan sorumlu tutulmasının yolu açılacaktır.         

Burada Türk Medeni Kanunu Madde 2 ve Türk Ticaret Kanunu kapsamında yer alan bir takım özel düzenlemeler gözetilerek uygulama alanı bulunmaktadır. İstisnai bir düzenleme olan, tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasının uygulama alanı gittikçe artmaktadır.

Türk Ticaret Kanunu

Şirket alacaklılarının dava hakkı
Madde 206
– (1) Hâkim şirket ve yöneticilerinin, 203 üncü madde çerçevesinde verdikleri talimatlar dolayısıyla bağlı şirkette oluşan kayıp, o hesap yılı içinde, denkleştirilmediği veya zamanı ve şekli de belirtilerek şirkete denk bir istem hakkı tanınmadığı takdirde, zarara uğrayan alacaklılar hâkim şirkete ve onun kayıptan sorumlu yönetim kurulu üyelerine karşı tazminat davası açabilirler. Davalılar 202 nci maddenin birinci fıkrasının (d) bendine dayanabilir. Bu davaya 202 nci maddenin birinci fıkrasının (e) bendi uygulanır. (2) Davalılar, krediden ve benzeri sebeplerden kaynaklanan alacaklarda, davacının, denkleştirmenin yapılmadığını veya istem hakkının tanınmadığını bilerek söz konusu alacağı doğuran ilişkiye girdiğini veya işin niteliği gereği bu durumu bilmesi gerektiğini ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilirler.

Yargıtay Kararları

Yargıtay 19. HD 25.03.2008 Tarih 2007/9269 E. 2008/2932 K.

“…Sözleşmeye imza koyan şirket ile davacı şirketin aynı gruba bağlı şirketler olduğunun aralarında organik bir bağ bulunması sebebiyle özdeşleştiğinin saptanması halinde olayda “tüzel kişilik perdesinin kaldırılması” teorisinin uygulanabileceği ve davalının sözleşme uyarınca kestiği faturalardan birinin davacı defterine kaydedilmiş olduğu da gözetilerek hüküm kurulmalıdır.”

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 2013/9984 K. 2014/1248

Mahkemece davalı Holding’in sermaye artırımında kullanılmak suretiyle nakit olarak verilen ve banka aracılığıyla transfer edilmek suretiyle gelen paraların sessiz ortaklardan sağlanan paralar olup, organizasyon çatısının Anonim Şirket olduğu, yabancı şirketlerin bankadaki hesaplarına transfer yapılarak sessiz ortaklara geri dönüşün engellenmesi amacıyla Holding iştiraki olmayan şirketlere kaynak sağlandığı, şirketlerin kurulum amacının vatandaşların parasını elde etmek olduğu, davalı şahsın bu eylemlerinden gerek haksız fiil gerekse organizasyon çatısı olarak ifade edilen Holding’in başkanı olarak sorumlu olduğu, dava dışı yurt dışındaki şirketle organik ve hukuki bir bağın bulunduğu, tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uyarınca paranın yatırıldığı şirketle davalı Holding’in tek bir şirket olarak değerlendirilmesi gerektiği, davalı şahsın da zarardan sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen karar usul ve yasaya uygundur.

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi de 15.05.2006 tarih, 2005/8774 E. 2006/5232 K.

“davalı Ege A.Ş.’nin ödeme kabiliyeti olmayan, biçimsel olarak farklı tüzel kişiliği bulunan diğer şirketi Egekim Tic. A.Ş.’ ye borçları yüklemeye yönelik çabaları kabul görmemelidir…”

Konuya ilişkin hukuki danışmanlık almak için uzman ekibimiz ile iletişime geçebilirsiniz.

Ticaret Hukukuna ilişkin diğer ilginizi çekebilecek çalışmalarımız;

İzmir Ticaret Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Çek İptali Davası

Çek İptali Davası | İzmir Ticaret Avukatı

Ticari hayat akaşı kapsamında, para yerine sıklıkla kullanılmakta olan çek; kıymetli evrak olması sebebi ile 6102 Sayılı Türtk Ticaret Kanunu başta olmak üzere yasal süzenlemeler ile sıkı şartlar altına alınmıştır. Ticari davalarda sıklıkla karşılaştığımız problemlerden bir tanesi de çek iptalidir. Yasal mevzuatımız kapsamında çek iptaline ilişkin özel düzenlemelerden ziyade; poliçenin iptaline ilişkin maddelere atıf yapılarak süreç tanımlanmaktadır.

Korunan Hukuki Değer

Çek iptali davalarında korunmak istenen hukuki değer hiç kuşkusuz yetkili hamilin iradesi dışında elinden çıkan çeke bağlı haklarını koruma ve bu hakların 3. kişilerin eline geçmesin engellemektir.

Kim Dava Açabilir

Çek iptali davası, Türk Ticaret Kanunu Madde 757/1 kapsamında “İradesi dışında poliçe elinden çıkan kişi” tarafından, yani çeki üzerinde en son hak sahibi olan kişi tarafından açılabilir. Bu durumda davacının çeki elinde tutan zayi öncesi son kişi olması ve bu kişinin aynı zamanda çek üzerinde hak sahibi olması gerekmektedir.

Davalı Taraf

Çek davalarında, davanın açılma sebebinin çekin ziyaı olması sebebi ile husumet yöneltilecek kimseler söz konusu değildir. Çek iptali davaları hasımsız olarak açılmalıdır.

Yetkili & Görevli Mahkeme

Çek iptali davaların görevli mahkeme Türk Ticaret Kanunu’nun 5. maddesi “Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir” kapsamında Ticaret Mahkemeleri olduğu sabittir.

Çek iptali davalarına yetkili mahkeme ise, Türk Ticaret Kanunu Madde 757/1 hükmü ödeme yasağının ödeme veya hamilin yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesinden istenebileceğini düzenlemiştir.

Çek İptali Davalarında İlan

Çeki iptali davasında, çeki elinde bulunduranın tespit edilmesi veya varsa hak sahiplerinin ortaya çıkarılması amacıyla Türk Ticaret Kanunu’nun 760, 761 ve 762. maddeleri gereğince ilan yapılması gerekmektedir. İlan ile belirlenen süre içinde çeki elinde bulunduranın mahkemeye başvurması, aksi takdirde çekin iptal edileceği ihtar edilir. Bu süre ise Türk Ticaret Kanunu’nun 761/1. fıkrası gereğince en az üç ay, en fazla bir yıl olmasına rağmen uygulamada işin aciliyeti de dikkate alınarak üç aylık süre verilmektedir.

Yargıtay Kararları

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2015/8361 Esas 2016/2795 Karar sayılı 14/03/2106 tarihli kararında “Davacı vekili, … Bankası Şubesi’ne ait çekin çek alacaklısı olarak görünen şirket tarafından müvekkili şirkete fatura verildiğini ancak, fatura edilen ürünlerin müvekkiline gönderilmediğini ileri sürerek, çekin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece tüm dosya kapsamına göre, Türk Ticaret Kanunu’nda çek iptali için çekin zayi olması şartı gerektiği, somut olayda çekin zayi olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine kararverilmiştir. Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davanın hasımsız açılmış olmasına ve davacının iddiasının hasımlı açılması gereken menfi tespit davasının konusu olmasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.” demiştir.

Konuya ilişkin danışmanlık almak için uzman ekibimiz ile iletişime geçebilirsiniz.

Ticaret Hukukuna ilişkin diğer ilginizi çekebilecek çalışmalarımız;

İzmir Ticaret Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

İmtiyazlı Pay Nedir?

İmtiyazlı Pay Nedir?

İmtiyazlı Pay Nedir? | İzmir Avukat

İmtiyazlı Pay Nedir?

imtiyaz

Arapça imtiyāz

1. isim Başkalarına tanınmayan özel, kişisel hak veya şart, ayrıcalık

2. isim, hukuk Fabrika kurmak, maden işletmek vb. için bir kişi veya kuruluşa devlet tarafından verilen özel izin.

3. isim, tarih Gedik.

Türk Ticaret Kanunu kapsamında, şirket esas sözleşmesi ile birlikte kimi paylara bir takım “imtiyaz”, yani ayrıcalıklar tanınabilir. Bu imtiyazlı paylar, esas sözleşmede düzenlendiği üzere kar payı, tasfiye payı, rüçhan ve oy hakkı gibi haklarda normal paylarda mevcut olmayan yeni bir hakkın tanınmış olduğu paylardır.

İmtiyazlı Pay Düzenlemesinin İstisnaları

Sermayesinin yarısından fazlası tek başına veya birlikte; Devlet, il özel idaresi, belediye ve diğer kamu tüzel kişileri, sendikalar, dernekler, vakıflar, kooperatifler ve bunların üst kuruluşlarına ait anonim şirketlerde ve bu şirketlerin aynı oranda sermaye payına sahip oldukları iştiraklerinde; bunların sahip oldukları paylara tesis edilebilecek imtiyazlar hariç olmak üzere, diğer paylara, belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine, belirli pay gruplarına ve azlığa bu Kanunda düzenlenen herhangi bir imtiyaz tesis edilemez. Bu hüküm, payları borsada işlem gören anonim şirketlere, 5411 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde tanımlanan kredi kuruluşlarına ve finansal kuruluşlara uygulanmaz.

Oyda İmtiyaz

Türk Ticaret Kanunu Madde 479 kapsamında, “oyda imtiyaz”, eşit itibarî değerdeki paylara farklı sayıda oy hakkı verilmesi olarak tanımlanmaktadır. Kanun kapsamında bir paya en çok onbeş oy hakkı tanınabilmekte olup; bu sınırlama, kurumlaşmanın gerektirdiği veya haklı bir sebebin ispatlandığı durumlarda uygulanmaz.

Kurumlaşmanın gerekmesi veya haklı bir sebebin varlığı halinde, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinin, kurumlaşma projesini veya haklı sebebi inceleyip, bunlara bağlı olarak, sınırlamadan istisna edilme kararını vermesi gerekir. Proje de yapılacak her değişiklik mahkeme kararına bağlıdır. Kurumsallaşmanın gerçekleşmeyeceğinin anlaşıldığı veya haklı sebebin ortadan kalktığı hâllerde istisna etme kararı mahkeme tarafından geri alınabilir.

Oyda imtiyaz aşağıdaki kararlarda kullanılamaz:

  • Esas sözleşme değişikliği.
  • İbra ve sorumluluk davası açılması.

Yargıtay Kararları

Yargıtay 11. HD, 28.10.2004 gün ve 2003/13857 E., 2004/10455 K

TTK.nun 389. maddesi hükmüne göre, anonim şirket genel kurulunca imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını sınırlayıcı nitelikteki anasözleşme değişikliğine ilişkin alınan karar imtiyazlı pay sahiplerinin yapacakları özel bir toplantıda verecekleri bir kararla onaylanmadıkça infaz edilemez. Anılan madde ve aynı Yasa’nın 391. maddesi hükmüne aykırı olarak imtiyazlı pay sahiplerinin kararı ile onaylanmadığı nedenine dayalı genel kurul kararlarının anılan kategori ortaklarca iptal istemiyle açacakları davalar, 6762 Sayılı TTK’nun 381. maddesi anlamında genel kurul kararının iptali niteliği taşımadığından bu maddede yazılı üç aylık hak düşürücü süreye tabi değildir.

Konuya ilişkin hukuki danışmanlık almak için uzman ekibimiz ile iletişime geçebilirsiniz.

Ticaret Hukukuna ilişkin diğer ilginizi çekebilecek çalışmalarımız;

İzmir Ticaret Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079