Kategori arşivi: Aile Hukuku

Cinsiyet Değişikliği İçin Gerekli Sağlık Raporları

Cinsiyet Değişikliği İçin Gerekli Sağlık Raporları
Cinsiyet Değişikliği İçin Gerekli Sağlık Raporları

Cinsiyet Değişikliği İçin Gerekli Sağlık Raporları – İzmir Avukat

Cinsel kimliğin belirlenmesi için, hastanelerde cinsel kimlik konseyleri oluşturulmuştur. Bu konsey içerisinde bir psikiyatr, bir plastik cerrah, bir kadın doğumcu, bir ürolog, bir genetikçi, bir endokrinolog ve de bir de hukukçu bulunmaktadır.

Hekimler cinsiyet değişikliği talep eden kişinin, psikolojik ve fiziksel anlamda ameliyat olmaya hazır olup olmadığı hususunu inceleyerek detaylı bir kurul raporu oluşturmakla görevlidir. Bu süreç öncelikle cinsiyet değişikliği yoluna gitmek isteyen kişinin hastaneye ve ameliyat izni için hukuki süreçleri yürütmesi adına bir avukata başvurması ile başlar. Sürecin başında avukatla çalışmanın faydası ; sürecin hızlı ilerlemesi, hukuki engeller durumunda derhal müdahale edilebilmesi, hastane randevularının hızlı ve erkene alınabilme noktasında ortaya çıkar.

Bir avukata başvurarak cinsiyet değişikliğine izin istemli dava açan ve akabinde derhal hastaneye başvuran kişinin ilk yönlendirileceği doktor psikiyatr olacaktır. Burada belirtmekte fayda vardır ki, özel hastanelerde veya özel muayenehanelerde yapılacak testler ve alınan randevular hukuki süreç için yetersizdir. Bulunulan şehirdeki bir eğitim ve araştırma hastanesine başvuru şart olup, burada hukuki süreç takibinin önemi de bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

 Cinsiyet değişikliği talebi ile hastaneye başvuran kişiye yaklaşık dokuz aylık süreç boyunca psikiyatr randevuları verilerek bireyin ruhi yönelimi ve ameliyata hazır olup olmadığı, kararlılığı incelenmeye çalışılır. Yine bu süreç devam ederken kişi, endokrinoloğa yönlendirilerek hormon tedavisine başlanır.   Yaklaşık dört beş ay içerisinde kişinin vücudunda değişiklikler meydana gelecektir. Örneğin adet düzensizlikleri artabilir, ses kalınlaşır veya vücutta kıllar oluşur. Kişi bu durumdan mutluluk duyuyorsa, psikiyatr kişinin cinsiyet dönüşümünün gerekliliği kanaatine varacaktır.

Cinsel Kimlik Konseyleri; İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul Cerrahpaşa, Ankara Hacettepe ve İstanbul Çapa Hastaneleri’nde bulunmaktadır. Diğer eğitim ve araştırma hastanelerinde ne yazık ki trans başvurucuların yeterli hizmeti, hızlı ve herhangi bir ayrımcılığa uğramadan almaları nadir olmaktadır.

Dava aşamalarından en önemlisi alınacak eğitim ve araştırma hastane raporları sonucunda geçiş işleminin ruhen ve bedenen zorunlu olmasını (transseksüel) gösterir raporudur. ”Cinsel Kimlik Konseyi” adı verilen konseyde psikiyatr,  plastik cerrah, kadın doğumcu, ürolog ve genetikçi, endokrinolog ve bir de hukukçu yer alır.  Cinsiyet değişikliği ameliyatına izin verilmesi için bu konsey tarafından düzenlenecek olumlu rapora ihtiyaç vardır. Akabinde düzenlenen olumlu rapor mahkemeye gönderilir ve ameliyat aşamasına geçilir.

Cinsiyet değiştirme davasının işleyişi, aranan şartlar ve hukuki düzenlemeleri içeren detaylı yazımıza, https://www.efeshukuk.com/cinsiyet-degistirme-davasi/ linkinden ulaşabilirsiniz.

Benzer ilginizi çekebilecek yazılarımız;

İzmir Boşanma Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Mal Rejimi Türleri

Mal Rejimi Türleri

Mal Rejimi Türleri – İzmir Avukat

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu dört çeşit mal rejimi öngörmüştür. Bunlar; edinilmiş mallara katılma rejimi, mal ayrılığı rejimi, paylaşmalı mal ayrılığı rejimi ve mal ortaklığı rejimidir. Eşler mutlaka kanunda gösterilen bu dört mal rejiminden birine tabi olmak zorundadırlar.  Taraflar evlenmeden önce ve evlendikten sonra da diledikleri mal rejimini Türk Medeni Kanunu çerçevesinde seçebilmektedirler.

Edinilmiş Mallara Katılma

01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejimi belirlenmiştir. Ancak taraflara diğer mal rejimi türlerinden mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı veya mal ortaklığını seçme imkânı tanınmıştır.  

Ancak, 01.01.2002 tarihinden önce gerçekleşen evlilikler için 31.12.2001 tarihine kadar “Mal Ayrılığı Rejimi” geçerli olacaktır. Bu tarihten sonra “Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi” geçerli olacaktır. 31.12.2002 tarihe kadar eşlerin üzerlerinde olan mallar, aksine sözleşme yapılmamışsa o eşin kişisel malı sayılmaktadır. Bu mallar kişisel mal olarak kabul edildiğinden mal rejimin tasfiyesi aşamasında, artık değer hesaplanmasında dikkate alınmayacaktır. Bireyler, evlilik süresince birlikte edinmiş oldukları malları, boşanma sonrasında yarı yarıya paylaşır.

Eşin Edinilmiş Malları

Çalışmanın karşılığı olan edinimler, sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler, çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, kişisel mallarının gelirleri. Eşlerin herhangi bir sözleşme seçmemesi durumunda bu rejim uygulanır.

Mal Ayrılığı

Eşlerden her birinin kanuni sınırlar içinde kendisine ait olan malvarlığı üzerinde istediği gibi hareket etmesini sağlayan mal rejimidir. Yani, bir eşin evlilik sırasında edindiği malvarlığına kendisinin sahip olması ve evliliğin sona ermesi halinde de sahip olduğu malvarlığının kendisinde kalması durumudur. Bir diğer adı da “Olağanüstü Mal Rejimi” olarak bilinir. Mal ayrılığı rejiminde eşler evli değillermiş gibi hareket etmektedir.  Mal ayrılığı rejiminde her eşin malı kendisine aittir. Eşler kendilerine ait olan malları korumak istediklerini ve paylaşmak istemediklerini beyan ederler. Her iki taraf da diğer tarafın malından herhangi bir pay almayacağı gibi, kendi malını da paylaşmayacaktır. Mal ayrılığı rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce veya sonra yapılabilir. Bu sözleşme, ancak ayırt etme gücüne sahip olanlar tarafından yapılabilecektir.

Paylaşımlı Mal Ayrılığı

Eşler, kendi mal varlıkları üzerinde tasarruf sahibidir. Eşlerin birlikte edindikleri ve eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar ortak olarak paylaşılır. Bunun dışında eşler, bu sözleşme ile diğer tarafın sahip olduğu herhangi bir borca da ortak olmak durumunda değildir.

Mal Ortaklığı

Bu sözleşme kapsamında iki mal çeşidi vardır. Ortak mallar ve kişisel mallar. Genel mal ortaklığında, eşlerin kişisel mal sayılanlar dışındaki malları ile gelirleri ortaklık mallarını oluşturur ve eşler, ortaklık mallarına bir bütün olarak sahip olurlar. Sınırlı mal ortaklığında ise sadece edinilmiş mallardan oluşan bir ortaklık kabul edilir. Kişisel malların gelirleri bu ortaklığa dahil değildir.

Bu rejimin bir nevi özel olarak düzenlenmiş “elbirliği ortaklığı” olduğu söylenebilir. Eşler, ortaklık mallarını evlilik birliği yararına uygun olarak yönetirler ve her eş olağan yönetim sınırları içinde, ortaklığı yükümlülük ve borç altına sokabilir ve ortaklık mallarında tasarrufta bulunabilir. Ancak ortaklık malları üzerinde eşler tek başlarına olağanüstü yönetim hakkına sahip değillerdir.

Mal ortaklığı rejiminde kişisel malların;

  • Mal rejimi sözleşmesiyle belirlenenler,
  • Üçüncü kişilerin karşılıksız kazandırmaları,
  • Eşlerden her birinin sadece kişisel kullanımına ayrılmış eşyalar,
  • Manevi tazminat alacakları

olduğu kabul edilmiştir.

Mal Rejiminin Sona Ermesi

Mal rejimi; ölüm, evliliğin butlanı, boşanma, eşlerin seçimlik bir rejim seçmesi, olağanüstü rejim” kararı ile mal ayrılığına dönüştürülmesi durumunda sona erer. Mal rejiminin sona ermesi ile birlikte mal rejiminin tasfiyesi işlemlerine başlanmaktadır. Mahkeme tarafından, evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığa geçilmesine karar verilmesi halinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona ermektedir. Mal rejimin ölüm nedeniyle sona ermesi durumunda, ölüm ile beraber mal rejimi de sona ermektedir.

Benzer ilginizi çekebilecek yazılarımız;

İzmir Boşanma Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Boşanma Davalarında Feragat

Boşanma Davalarında Feragat

Boşanma Davalarında Feragat – İzmir Avukat

Boşanma davası, eşlerin evlilik birliğini devam ettirmeyi istemedikleri konusunda hem fikir olmaları üzerine ya da evlilik birliğini yürütememesi sonucu mahkemeye başvurarak evlilik birliğini sona erdirmeleridir.

Eşlerden her biri boşanma davası açabileceği gibi açılan bir boşanma davasına birçok nedenle devam etmek istemeyebilir ve bunun sonucunda boşanma davasından feragat edebilir. Açılan bir boşanma davasından feragat etmiş olmanın beraberinde getireceği hukuki sonuçların iyi bir şekilde anlaşılması ileride karşılaşılabilecek ve aleyhe olarak değerlendirilebilecek durumlar açısından büyük önem arz etmektedir. Zira talebinden feragat eden davacı, yargılama giderleri ve vekalet ücretini ödemeye mahkum olacaktır bu minvalde feragat eden kişinin davayı kaybetmiş gibi kesin hüküm altına girdiğini belirtmek önemlidir.

Feragat genel anlamıyla davacının taleplerinden vazgeçmesi olarak nitelendirilir. Boşanma davasından feragat eden taraf ise dava dilekçesinde ileri sürmüş olduğu hususları affetmiş sayılarak aynı sebeplere dayanarak yeniden dava açamayacak hale gelmektedir. Feragat karşı tarafın onayına veya iznine bağlı olmadığı gibi, talep edilmesi ile birlikte kesin hüküm doğurur.

Feragat yenilik doğuran bir hak olduğu için feragat hakkı bir kere kullanmak ile sona erer. Yani davacı feragat hakkını kullandıktan sonra bu beyanından geri dönemez. Feragatten feragat olmaz.Halk diliyle söyleyecek olursak vazgeçmeden cayamazsınız.

Böylece feragat kesin hüküm gibi sonuç doğurur ve dava tüm sonuçları ile birlikte ortadan kalkar. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 25.09.2007 tarihli ilamına göre: “…Davalı-davacı kadın 20.09.2006 tarihli oturumda birleşen davasından feragat etmiş ve bu tarihe kadar kocadan kaynaklanan boşanmayı gerektirir kusurları affetmiştir.” Yargıtay ilamından da açık bir şekilde anlaşılacağı üzere boşanma davasında yapılan feragat affetme olarak işleme alınacaktır. Bu noktada boşanma davasından feragat eden taraf daha sonra yeni bir boşanma davası açabilecektir. Ancak yeni açtığı boşanma davasında daha önceden feragat etmiş olduğu boşanma davasındaki iddia ve sebeplerini ileri süremez, ileri sürmesi halinde o hususlar affedilmiş kabul edildiğinden hiçbir şekilde hükme esas alınamayacaktır. Bu durumda feragatten sonra evlilik birliği içerisinde meydana gelen yeni sebeplere dayanılarak boşanma davası açılabilecektir. Yeni açılan boşanma davasında feragat edilen boşanma davasındaki sebeplerin dayanak olarak gösterilmemesine dikkat edilmelidir.

Boşanma davaları niteliği itibari ile gerek boşanma davası açma kararı alınırken gerekse davadan feragat edileceği durumlarda titizlikle düşünüp hareket edilmesi gereken dava türlerindendir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi feragat halinde davacı aynı konuya dayanarak yeniden dava açamaz hale gelir. Eşlerin boşanmak istemeleri gibi evliliğe devam etmek istemeleri de mümkündür örneğin eşler boşanma davası devam ederken barışma kararı alabilmektedir. Bu noktada davadan feragat etme kararı alınmadan önce acele edilmeden hareket edilmelidir. Zira feragat etmek için davacının acele etmesine gerek de yoktur. Feragat işlemi hükmün kesinleşmesine dek yapılabileceği için usuli anlam ve sonuçları davacı tarafından iyice anlaşılmalıdır.

Benzer ilginizi çekebilecek yazılarımız;

İzmir Boşanma Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Nişanın Bozulması

Nişanın Bozulması

Nişanın Bozulması – İzmir Avukat

Nişanlanma; iki kişinin birbirleriyle evleneceklerini karşılıklı olarak vaat etmeleri şeklinde gerçekleşen bir ön sözleşmedir. Türk Hukuku’na göre geçerli bir nişandan söz edilebilmesi için iki kurucu unsur vardır. Bunlar karşılıklı evlenme vaadi ile kişilerin ayrı cinsiyetten olmalarıdır.

Nişanlanma aile hukuku konularından biri olup Türk Medeni Kanunu’nda 118-123’te düzenlenmektedir. Evlenmenin hukuki bir geçerlilik şekli var iken; nişanlanmanın kendine özgü bir şekli bulunmamaktadır.Herhangi bir imza veya merasime bağlı olma zorunluluğu bulunmamaktadır.

Ayrıca belirtmek gerekir ki nişanlanma yaşı da kanunlarımızca düzenlenmemiştir. Ancak ayırt etme gücüne sahip olmayan tam ehliyetsizlerin gerçekleştirmiş oldukları nişanlanma; TMK’nın 15.maddesinde belirtilen ‘’Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz’’ düzenlemesi gereğince hükümsüz olacaktır.

Küçük ve kısıtlıların durumu TMK m.118/2’de‘’Nişanlanma, yasal temsilcilerin rızası olmadıkça küçüğü ve kısıtlıyı bağlamaz.’’şeklindedir.. Hem ayırt etme gücüne sahip küçüklerin hem de ayırt etme gücüne sahip kısıtlıların kendilerine sadakat yükümlülüğü gibi birçok yükümlülük yükleyen bir nişanlanma sözleşmesi yapabilmeleri için, yasal temsilcilerinin onayı gerekmektedir. Bu onay bulunmadığı takdirde, sınırlı ehliyetsizin yaptığı nişanlanma sözleşmesi yasal temsilcinin icazetine kadar askıda kalır.

Kanun Hükümleri Şöyledir:

A. Nişanlanma Madde 118- Nişanlanma, evlenme vaadiyle olur. Nişanlanma, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça küçüğü veya kısıtlıyı bağlamaz.

B. Nişanlılığın hükümleri I. Dava hakkının bulunmaması Madde 119- Nişanlılık, evlenmeye zorlamak için dava hakkı vermez. Evlenmeden kaçınma hâli için öngörülen cayma tazminatı veya ceza şartı dava edilemez; ancak yapılan ödemeler de geri istenemez.

Nişanın bozulmasının sonuçları I. Maddî tazminat Madde 120- Nişanlılardan biri haklı bir sebep olmaksızın nişanı bozduğu veya nişan taraflardan birine yükletilebilen bir sebeple bozulduğu takdirde; kusuru olan taraf, diğerine dürüstlük kuralları çerçevesinde ve evlenme amacıyla yaptığı harcamalar ve katlandığı maddî fedakârlıklar karşılığında uygun bir tazminat vermekle yükümlüdür. Aynı kural nişan giderleri hakkında da uygulanır. Tazminat istemeye hakkı olan tarafın ana ve babası veya onlar gibi davranan kimseler de, aynı koşullar altında yaptıkları harcamalar için uygun bir tazminat isteyebilirler.

II. Manevî tazminat Madde 121- Nişanın bozulması yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.

III. Hediyelerin geri verilmesi Madde 122- Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir. Hediye aynen veya mislen geri verilemiyorsa, sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır. IV. Zamanaşımı Madde 123- Nişanlılığın sona ermesinden doğan dava hakları, sona ermenin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Özetleyecek Olursak :

Türk Medeni Kanunu’na göre, geçerli bir nişanlılık ilişkisi kurulduğunun kabulü için aşağıdaki şartların gerçekleşmesi gerekmektedir;

  • Nişanlanacak kişilerin nişanlanma ehliyetine sahip olması; nişanlanmak için evlenmede olduğu gibi belli bir yaş sınır olmasa da yine de tarafların ayırt etme gücüne sahip olması şartı aranmaktadır.
  • Nişanlanma yönünde açık veya örtülü iradelerinin olması,
  • Nişanlanma önünde hukuksal engellerin bulunmaması; Kesin evlenme engellerinin bulunduğu hallerde nişanlanma da evleviyetle hükümsüz sayılır. Örneğin taraflardan birinin hâlihazırda bir başkasıyla evli olması, her iki tarafın aynı cinsiyetten olması gibi hallerde nişanlanma da geçersizdir.

Nişanlılığın Sona Ermesi

Nişanlılık ölüm gibi doğal sebeplerle sona erebildiği gibi, nişanlılar arasında geçen olaylar veya diğer engeller sebebiyle sona erebilir. Herhangi bir sebep olmaksızın da taraflardan biri nişanlılık ilişkisini dilediği zaman sonlandırabilir ya da karşılıklı anlaşmayla nişanlılığa son verilebilir. Nişanlılığa kimin hangi sebeple son verdiğinin daha sonra açılacak davalarda önem arz etmesi nedeniyle bu hususa dikkat edilmesi gerekmektedir. Aşağıda nişanlılığın sona erme sebeplerinden bazılarına yer verilmiştir;

  • Evlenme: Nişanlanmanın arzu edilen ve beklenen sonucu ve asıl amacı olan evlilik gerçekleştiği takdirde nişanlılık sona erer. Nişanlılardan birisinin başka birisiyle evlendiği durumlarda da nişanlanma sona erer.
  • Ölüm veya Gaiplik: Nişanlılardan birinin ölmesi veya gaipliğine karar verilmiş olması hallerinde nişanlanma kendiliğinden sona erer.
  • Çifte Nişanlanma: Nişanlılardan birisi, başka bir kişiyle nişanlandığı takdirde de nişanlılık ilişkisi sona erer. Bu durumda yeniden nişanlanan tarafın nişanı bozduğu kabul edilir.
  • Şartın gerçekleşmemesi: Nişanlanma belli bir şarta bağlı olarak yapılmış ve bu şart gerçekleşmemişse nişanlılık ilişkisine son verilebilir. Örneğin, bu yıl üniversiteden mezun olma şartıyla verilen evlenme vaadinden bu şartın gerçekleşmemesi halinde dönülmesi mümkündür.
  • Evlenme Engelinin Ortaya Çıkması: Nişanlanma bir evlenme vaadi olduğundan, kesin bir evlenme engelinin ortaya çıktığı hallerde nişanlılık ilişkisi kendiliğinden ortadan kalkar.
  • İmkansızlık Hali: Nişanlılardan birisinin cinsiyet değiştirmesi üzerine nişanlılık ilişkisi kendiliğinden sona erer.
  • Anlaşma: Nişanlılar aralarında anlaşarak nişanlılığı her zaman sona erdirebilirler.
  • İrade Bozukluğu Hali: Nişanlılardan birisinin kendisinin hile, aldatma veya tehdit ile nişanlandığını, aslında nişanlanma yönünde sağlıklı bir iradesinin olmadığını ileri sürerek nişanlılığı sona erdirmesi mümkündür.
  • Nişanın Bozulması(Nişanın Atılması): Nişanlılardan birisinin evlenmek istememesi nedeniyle hiçbir neden göstermeksizin nişanlılığa son vermesi halinde nişan bozulur.

Haklı bir neden yokken nişanın taraflardan biri tarafından bozulması veya nişanın taraflardan birine yüklenebilecek kusurlu davranış nedeniyle bozulması hallerinde diğer tarafın maddi tazminat isteme hakkı vardır. Söz konusu tazminat, dürüstlük kuralları çerçevesinde ve evlenme amacıyla yaptığı harcamalar ve katlandığı maddi fedakarlıkların karşılığı olarak görülmektedir. Yine aynı şekilde nişan giderleri de maddi tazminat davası kapsamında istenebilir. Maddi tazminat kapsamında istenebilecek harcamalara örnek vermek gerekirse, oturulacak bir alınması veya kiralanması, eve masraf yapılması, mobilya-beyaz eşya alınması, davetiye bastırılması, düğün mekanına para ödenmesi hallerinde bu masraflar karşı taraftan istenebilir.

Benzer ilginizi çekebilecek yazılarımız;

İzmir Boşanma Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Uzaklaştırma Kararı Nasıl Alınır?

Uzaklaştırma Kararı Nasıl Alınır? İzmir Boşanma Avukatı

Uzaklaştırma Kararı Nedir?

Özellikle kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacı ile aktif olarak kullanılan hukuki tedbirlerden bir tanesi de uzaklaştırma kararıdır. Bu karar ile birlikte şiddete maruz kalan mağdurun temel hak ve özgürlüklerinin korunması ve ileride meydana gelebilecek olumsuzlukların önüne geçilmesi hedeflenmektedir.

Ailenin Korunması Ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Madde 5 – (1) Şiddet uygulayanlarla ilgili olarak aşağıdaki önleyici tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere hâkim tarafından karar verilebilir: …b) Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi…

(2) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birinci fıkranın (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde yer alan tedbirler, ilgili kolluk amirlerince de alınabilir.

Uzaklaştırma Kararı İçin Nereye Başvurulmalı

Uzaklaştırma kararı alabilemek için şiddet mağduru kimseler tarafından polis merkezlerine, Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi’ne, Cumhuriyet Başsavcılıkları’na veya Aile Mahkemelerine  bir dilekçe ile başvurularak uzaklaştırma kararı talep edilebilir. 

Size yakın Şiddet Önleme ve İzleme Merkezlerini görmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Uzaklaştırma Kararını Kimler Verebilir?

Uzaklaştırma kararı hakim tarafından verilebileceği gibi gecikmesinde sakında olması halinde kolluk tarafından da karar verilebileceği Ailenin Korunması Ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında düzenlenmiştir.

Uzaklaştırma Kararı Ne Kadar Sürede Çıkar?

Uzaklaştırma kararı, başvuru tarihinden itibaren genellikle 1-3 gün içerisinde çıkmaktadır.

Karar İhlal Edilirse Ne Olur?

Uzaklaştırma kararını ihlal eden kimseler hakkında 3 günden 10 güne kadar zorlama hapsi kararı verilebilir.

Ailenin Korunması Ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Madde 13 – (1) Bu Kanun hükümlerine göre hakkında tedbir kararı verilen şiddet uygulayan, bu kararın gereklerine aykırı hareket etmesi hâlinde, fiili bir suç oluştursa bile ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre hâkim kararıyla üç günden on güne kadar zorlama hapsine tabi tutulur. (2) Tedbir kararının gereklerine aykırılığın her tekrarında, ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre zorlama hapsinin süresi onbeş günden otuz güne kadardır. Ancak zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez.

Uzaklaştırma Kararına İtiraz Edilebilir Mi?

Hakkında verilen uzaklaştırma kararının haksız veya hukuka aykırı olduğunu düşünen kimseler kararın kendilerine tefhim veya tebliğinden itibaren 2 (iki) hafta içerisinde söz konusu karara karşı itiraz etme hakkına sahiptir.

Benzer ilginizi çekebilecek yazılarımız;

İzmir Boşanma Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

İddet Süresi Nedir?

İddet Süresi Nedir?

İddet Süresi Nedir? İzmir Boşanma Avukatı

İddet Süresi Nedir?

İddet, “belirli bir süre, sayılı günler” anlamına gelmekte olup; iddet süresi, iddet müddeti veya bekleme süresi mevcut evlilik birliğinin sona ermesinden itibaren kadının yeni bir evlilik yapabilmesi için geçmesi gereken yasal süreyi ifade etmektedir. Bu düzenleme ile evlilik sonrasında fakat iddet müddeti süresinde doğan çocuğun evlilik birliği içerisinde doğmuş kabul edilmektedir.

Türk Medeni Kanunu Madde 132-

Evlilik sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün geçmedikçe evlenemez. Doğurmakla süre biter. Kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının anlaşılması veya evliliği sona eren eşlerin yeniden birbiriyle evlenmek istemeleri hâllerinde mahkeme bu süreyi kaldırır.

İddet Süresi Ne Kadar?

Türk Medeni Kanunu Madde 132 kapsamında evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz (300) gün süre olarak belirlenmiştir.

İddet Müddetinin Kaldırılması

İddet müddeti evliliğin sona ermesinden başlayarak üç yüz (300) gün sürenin geçmesi ile kendiliğinden sona erer. Ayrıca TMK Madde 132/2 kapsamında iddet süresi tamamlanmadan kadının doğum yapması ile de bu süre kendiliğinden sona erer.

İddet Müddetinin Kaldırılması Davası

Bir diğer yöntem ise kadının önceki evliliğinden hamile olmadığının tespiti veya eski eşlerin birbirleriyle yeniden evlenmeye karar vermeleri durumunda mahkeme tarafından iddet müddeti kaldırılır.

İddet Süresinde Yapılan Evlilik Geçerli Mi?

İddet müddeti evliliğe kesin bir engel olmayıp bu süre içerisinde kadın tekrar evlilik gerçekleştirebilir. İddet müddeti evliliğin kesin olmayan engellerinden bir tanesidir.

Benzer ilginizi çekebilecek yazılarımız;

İzmir Boşanma Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Düğün Takılarının Paylaştırılması

Düğün Takılarının Paylaştırılması

Düğün Takılarının Paylaştırılması – İzmir Boşanma Avukatı

Düğün Takıları Kime Aittir?

Boşanma süreçlerinde en sık karşılaşılan sorulardan biri takıların hangi tarafa ait olduğudur. Yargıtay’ın bu konuda vermiş olduğu yerleşmiş içtihatlar incelendiğinde bu konuda kararların istikrarlı olduğu görülecektir. Kararlarda düğün sırasında takılan ziynet eşyalarının kadına ait olduğu ve kadının kişisel eşyası niteliğinde olduğu ifade edilmektedir.

Takıların İspatı

Hukukumuzdaki temel ilkeler ve usul kuralları kapsamında bir davada, vakalardan kendi lehine sonuçlar çıkartan kişi bu durumu ispat ile yükümlüdür. Düğünde takılan takıların ispat edilmesi için tanık, fotoğraf, video gibi her türlü delilden yararlanılabilir.

Takıların İadesini Talep Etmede Zamanaşımı

Takıların iadesine ilişkin bir talepte bulunulmamış ise Türk Borçlar Kanunu kapsamında bu talebin 10 (on) yıl içerisinde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

İlgili Yargıtay Kararları

Boşanmada düğün takıları kadına aittir. Boşanma halinde geri verme yükümlülüğü yoktur. Mahkemenin davayı kabul gerekçesi olaya ve içtihatlara uygun değildir. Şu durumda, eşyaların geri alınması için bir neden olmadığına göre davanın reddi gerekirken yazılı şekilde kabul edilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.  (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E. 2002/10498K. 2003/770T. 27.1.2003)

Medeni Kanunun 1. maddesi gereği Hâkim Kanunda hüküm bulunmayan hallerde örf ve adet gereğince karar verme yetkisine sahiptir. Taraflar zilyetlik karinesinin aksini her türlü delil ile ispatlayabileceklerine göre, burada örf ve âdetin tespiti önem taşımaktadır. Tarafların oturdukları bölgede, düğünde kim tarafından hediye edilmiş olursa olsun, takılan ziynet eşyasının geline ait olduğunu kabule elverişli istisnasız herkes tarafından uyulan, istikrar kazanmış örf ve adet varsa, kadını hukuki hamil kabul etmek gerekir. Bu yön gözetilmeden örf ve adet araştırılmadan, eksik tahkikatla düğün sırasında kocanın üzerine takılan eşyanın kocaya ait kabulü ile kadından istirdada karar verilmesi doğru değildir. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E. 1995/10121K. 1995/11061T. 26.10.1995)

Kural olarak düğün sırasında takılan ziynet eşyaları, kim tarafından, kime takılırsa takılsın, kadına bağışlanmış sayılır ve artık kadının kişisel malı sayılır. (Yargıtay 3.Hukuk Dairesi 2015/17417 K.)

Düğünde takılan ziynet eşyaları ve takılar kadına ait olup, onun kişisel eşyası niteliğindedir.  (Yargıtay 2. Hukuk D. 2017/9893 K.)

Benzer ilginizi çekebilecek yazılarımız;

İzmir Boşanma Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

İzmir Anlaşmalı Boşanma Avukatı

İzmir Anlaşmalı Boşanma Avukatı

İzmir Anlaşmalı Boşanma Avukatı – İzmir Avukat

Aile bireyleri arasındaki ilişkileri düzenlemesi ve bu ilişkilerin toplumu şekillendirmesi göz önüne alındığında bu hukuk dalı hassas ve uzmanlık gerektiren bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu hassasiyetin ve Aile Hukuku’nun öneminin farkında olan büromuz, ailevi ilişkiler alanında uzman psikologlar ve psikiyatrist kişilerden gerekli danışmanlık ve eğitimleri almak suretiyle müvekkillerine Aile Hukuku alanında hukuki ve avukatlık hizmeti vermektedir. Boşanma davası, mal rejimi ve mal paylaşımı davaları, soy bağı ve velayet davaları, nafaka davaları, vesayet ve kayyımlığa dair yasal danışmanlık ve avukatlık hizmeti büromuzun başlıca faaliyetlerdir. 

Tek celsede sonuçlanan anlaşmalı boşanma davalarında Adalet Bakanlığı’nın belirlediği dava sonuçlanma süresi toplamda 40 gündür. Boşanma kararının nüfus kayıtlarına geçme süresi ise 7 gündür. Anlaşmalı boşanma davası için başvuran taraflara mahkeme günü tayin edilir.  Anlaşmalı boşanma avukatının dosyadaki görevi, duruşma gününün erken bir zamana tayin edilmesini sağlamak, protokolün eksiksiz ve müvekkilin menfaatine olacak şekilde hazırlamak, boşanmaya karar verilmesi durumunda söz konusu kararın resmiyet kazanması için süreci hızlandırmak, boşanma kararını nüfus-tapu gibi resmi kurumlara bildirmek olarak sıralanabilir. Bu minvalde anlaşmalı boşanma avukatı süreci hızlandıracağı gibi müvekkilin menfaatine olacak şekilde protokolü titizlikle hazırlayacaktır. 

Başlıklı yazılarımızla anlaşmalı boşanma süreci ile ilgili detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz. 

Avukat, taraflar ile konuştuktan ve gerekli incelemeleri yaptıktan sonra taraflara anlaşmalı boşanma protokolü imzalatır. Avukatın anlaşmalı boşanma davasındaki en önemli rolü davanın daha hızlı ve daha kaliteli bir şekilde geçmesini sağlamaktır. Anlaşmalı boşanma protokolü imzalatan anlaşmalı boşanma avukatı, süreci en iyi şekilde takip ederek hak kayıplarının önüne geçecektir.  

Benzer ilginizi çekebilecek yazılarımız;

İzmir Boşanma Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Ayrılık Davası

Ayrılık Davası

Ayrılık Davası – İzmir Avukat

Türk Medeni Kanunu, boşanma davası açmaya hakkı olan eş için bir imkan daha getirerek, bu eşin dilerse ayrılık davası da açabileceğini ve evliliği sona erdirmeden tarafların ayrı yaşamalarına imkan tanınmasını talep edebileceğini düzenlemiştir.  

Ayrılık davası ile, mahkemece belirlenecek olan ayrılık süresi içerisinde evlilik birliğinin yeniden kurulmasına imkan sağlanır. Türk Medeni Kanunu (TMK) Madde 167 ve devamında ayrılık davasının ne olduğu, şartları ve sonuçları belirtilmiştir. İnceleyecek olursak; 

Türk Medeni Kanunu (TMK) Madde 167– ‘’Boşanma davası açmaya hakkı olan eş, dilerse boşanma, dilerse ayrılık isteyebilir.’’ 

Yetki,

Madde 168- Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir.  

Geçici önlemler

Madde 169- Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır.  

Boşanma veya ayrılık

Madde 170- Boşanma sebebi ispatlanmış olursa, hâkim boşanmaya veya ayrılığa karar verir. Dava yalnız ayrılığa ilişkinse, boşanmaya karar verilemez. Dava boşanmaya ilişkinse, ancak ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunduğu takdirde ayrılığa karar verilebilir.  

Ayrılık Süresi

Madde 171- Ayrılığa bir yıldan üç yıla kadar bir süre için karar verilebilir. Bu süre ayrılık kararının kesinleşmesiyle işlemeye başlar.  

Ayrılık Süresinin Bitimi

Madde 172- Süre bitince ayrılık durumu kendiliğinden sona erer. Ortak hayat yeniden kurulmamışsa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Boşanmanın sonuçları düzenlenirken ilk davada ispatlanmış olan olaylar ve ayrılık süresinde ortaya çıkan durumlar göz önünde tutulur. 

Ayrılık Davası Açmadaki Amaç Nedir? 

Ayrılık davası, evliliklerinde sorunlar bulunan ancak evliliklerini boşanma ile sona erdirmek istemeyenler eşlerin başvurdukları ve belirli süre ayrı yaşanması yönünde karar verilmesi talepli bir davadır. Ayrılık davası, boşanmak istemeyen ama beraber de yaşamak istemeyen eş için düşünülmüş bir yoldur. Davada amaç, evliliğin devamını sağlayabilmek için eşlere zaman tanınmasından ibarettir. Günümüzde geçerliliği çok bulunmasa da ailenin korunmasını amaçlayan kanun koyucu, ayrılık ile ilgili hükümlere medeni kanunda yer vermiştir. 

Ayrılık Kararı Ne Kadar Süre İçin Verilebilir? 

Boşanmak isteyen eş tarafından talep edilen ayrılık kararının, hâkim tarafından uygun görülmesi hâlinde 1 ile 3 yıl arasında ayrılık süresi verilir. Ayrılık kararına istinaden bu süre kararın kesinleşmesi ile başlar. Türk Medeni Kanunu’nun 171. Maddesi gereğince; ayrılık süresi 1 yıldan başlayarak 3 yıla kadar bir süre belirlenir. Ayrılık kararının kesinleşme tarihi, başlama süresini gösterir. Bu kapsamda hâkim, en az bir yıl, en fazla üç yıl süreyi vicdani kanaatine göre belirleyerek evliliği tatil edecektir. Hâkim tarafından belirlenecek bu süre,   sürenin dolması ile birlikte kendiliğinden ortadan kalkmaktadır. Hükmedilen ayrılık süresi uzatılamayacağı gibi, ikinci bir ayrılık süresi de verilemez. 

Ayrılık kararının sona ermesine rağmen ortak hayat kurulamamışsa eşlerden her biri kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın boşanma davası açabilir. Açılacak bu boşanma davasında boşanmanın sonuçlarına karar verilirken, ayrılığa konu olan olaylar ve ayrılık süresinde ortaya çıkan durumlar göz önünde tutulur. Ayrılık kararı verilmesi durumunda ortak yaşam tatil edildiği için, taraflardan birisinin ayrılık kararı içerisinde müşterek konuttan ayrılması terk anlamına gelmeyecektir. 

Ayrılık Davasında Nafaka, Velayet ve Tazminat Durumu 

Ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır. 

Dava sonunda ayrılık kararı verilmesi durumunda hâkim, tarafların var ise müşterek çocuklarının velayetinin kime ait olacağı ve ayrılık süresi içerisinde velayet kendisine verilmeyen eşin, müşterek çocuklar ile ne şekilde ilişki kuracağını düzenler. Yine ayrılık kararı verilmesi durumunda hâkim, tarafların ekonomik durumu, müşterek çocukların ihtiyaçları ve sosyo-ekonomik hayat standartlarını göz önüne alarak uygun şekilde nafakaya hükmedecektir. Boşanma anlamına gelmeyen bu dava türünde tazminat düzenlemesi mevcut değildir. Fakat ayrılık süresince ekonomik anlamda maddi zorluk çekecek taraf olacaksa bu tarafa nafaka hükmedilir. 

Bunun yanı sıra müşterek çocuklara ödenmesi gereken iştirak nafakası da haklar arasında yer almaktadır. Ayrılık kararında verilen geçici velayeti alan eş tarafından çocuklara iştirak nafakası talep edilebilir. İştirak nafakası, boşanma kararının kesinleşmesi sonucu alınan nafakadır. Ayrılık kararında ise iştirak nafakası bulunmamaktadır. Bu nedenle tedbir nafakası miktarı belirlenirken müşterek çocukların yaşı ve sayısı dikkate alınmaktadır. Nafaka miktarı ve süresi ayrılık kararında yer almaktadır. Nafakanın bitimi ise ayrılık kararı süresinin bitmesi hâlinde sona ermektedir. Ayrılık kararında çocukların üstün yararı korunmaya devam eder. Öncelikle çocuklar için hangi koşullar daha iyi ise velayetin o koşullarda yaşayan ebeveyne verilmesi kararlaştırılır. Velayeti alan eşe ise nafaka ödenmesi istenir. 

Ayrılık Kararı ile Boşanma Kararının Farkları Nelerdir? 

Ayrılık kararı ile boşanma kararının hukuki sonuçları tamamen farklıdır. Boşanma kararı sonrasında eşler arasındaki evlilik birliği sona erer. Buna rağmen ayrılık kararı sonrasında eşler arasındaki evlilik birliği, belirli bir süre için tatil edilmiş olur. Bu sebeple boşanma kararı sonrasında eşler, birbirlerine mirasçı olamazken, ayrılık davalarında eşlerin birbirlerine mirasçılıkları devam edecektir. Yine boşanma kararı sonrasında eşlerin birbirlerine sadakat borcu kalmaz. Ayrılık kararı verilmesi durumunda ise eşlerin sadakat borçları devam etmektedir. Benzer şekilde boşanma kararı sonrasında kadın kendi soyadını taşıyacak olmasına rağmen; ayrılık kararı sonrasında kadın kocasının soyadını taşımaya devam edecektir. Daha önce de belirttiğimiz gibi ayrılık davasındaki amaç, evlilik birliğinin yeniden kurulması için taraflara imkan sağlanmasıdır. Eşlerin tüm birlikteliklerini ve ortak hayatlarını bir anda boşanarak yıkmamaları için tercih edilen bu yol sayesinde; tarafların evliliklerinin üzerine daha sağlıklı ve mantıklı bir şekilde düşünmeleri amaçlanır. 

Ayrılık Davası ile İlgili Yargıtay Kararları 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2011/3-635, K. 2011/688, T. 23.11.2011:  ”Ayrılık durumunda evlilik birliği hukuken devam ettiğine göre, eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katkıda bulunmak durumundadır. Özellikle ayrı yaşam hakkını kazanan kadın için tedbir nafakası verilmesinin yıllardır kabul gördüğü; ayrı yaşayan eşin ekonomik durumu iyi olsa dahi az veya çok katkıda bulunulacağı; kadının gelir durumunun ancak takdir edilecek nafaka miktarına etkili olabileceği görüşü benimsenerek, sonuçta davacı kadın yararına tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekir…” 

 Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2012/16486 E, 2013/2713 K, 31.01.2013 T.  “ Dava ayrılığa ilişkin ise boşanmaya karar verilemez. Böyle bir talep halinde de ayrılık kararı verilebilmesi için “ortak hayatın yeniden kurulması olasılığının mevcut olup olmadığına” bakılmaz, boşanma sebebinin ispatlanmış olması yeterlidir.” 

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2012/16486 E, 2013/2713 K, 31.01.2013 T.  “ Dava ayrılığa ilişkin ise boşanmaya karar verilemez. Böyle bir talep halinde de ayrılık kararı verilebilmesi için “ortak hayatın yeniden kurulması olasılığının mevcut olup olmadığına” bakılmaz, boşanma sebebinin ispatlanmış olması yeterlidir.” 

Benzer ilginizi çekebilecek yazılarımız;

İzmir Boşanma Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Zina Sebebi İle Boşanma

Zina Sebebi İle Boşanma

Zina Sebebi İle Boşanma – İzmir Avukat

Evlilik birliğinin taraflara yüklemiş olduğu en önemli yükümlülüklerden birisi, eşlerin birbirlerine karşı sadakatli olmasıdır. Sadakat kavramı cinsel anlamda da eşlerin birbirine sadık olmalarını şart koşmaktadır. Halk arasında cinsel olmayan sadakatsizlikler de zina olarak düşünülse de, zina kavramı uygulamada daha dar anlamda kullanılmaktadır. Zina nedeniyle boşanma davası TMK m.161 hükmünde düzenlenmiştir.  

Zina Sebebi İle Boşanma Davası Şartlarını Nelerdir?

  1. Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. 
  1. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden itibaren başlayarak 6 ay ve her halde zina eyleminin üzerinden 5 yıl geçmesiyle dava hakkı düşer. 
  1. Affeden tarafın dava hakkı yoktur. 

Hangi Eylemler Zina Kapsamındadır? 

Zinaya dayanarak boşanma davasının açılabilmesi için elbette ortada bir zina eyleminin bulunması gerekmektedir. Peki, kanunda zina sayılan haller nelerdir? Kanunda zina tanımına yer verilmemiştir. Öğretide ise zina şu şekilde tanımlanmıştır: “Zina, eşlerden birinin evlilik birliği devam ederken, karşı cinsten bir kişi ile isteyerek cinsel münasebette bulunmasıdır.’’ Yani,  zina eyleminin sübut bulması için cinsel ilişkinin varlığı aranmaktadır. Karşı bir cins ile öpme, sarılma, mesajlaşma gibi eylemler zina kapsamı dışındadır. Zina eyleminin mutlak suretle karşı cinsten bir kişi ile gerçekleştirilmiş olması gerekmektedir. Bir kadınla bir kadının veyahut iki erkeğin cinsel temasta bulunması zina kapsamına girmemektedir. Bu tür durumlarda kanunlarımızca evlilik birliğinin temelinden sarsılması veyahut haysiyetsiz hayat sürme sebeplerine dayanılarak boşanma davası açılabilir. 

Zinanın boşanma sebebi olması için bilerek ve isteyerek gerçekleştirilmesi gerekir. Zina, kusura dayalı bir boşanma sebebidir. Bunun sonucu olarak zorla veya bayıltma suretiyle eşe karşı gerçekleşen cinsel münasebetler zina kapsamına girmez.  

Zina Sebebi İle Boşanma Davası Açabilmek İçin Süreklilik Aranır Mı? 

Zinanın varlığından söz edebilmek için eylemin tek bir sefer yapılmış olması yeterli olup, tekrarına gerek yoktur. Zina yapan eşin, bunu gönül bağı kurduğu bir kişiyle yapmış olması zorunlu değildir. Bu bağlamda eşlerden birinin hiç tanımadığı biriyle veyahut bir hayat kadınıyla bir otelde veya genel evde ilişkiye girmesi de zina kapsamındadır. Zina eyleminin varlığından söz edebilmek için karşı tarafın rızası olmak zorunda değildir. Bunun sonucu olarak cinsel saldırı veya cinsel istismarda bulunma halinde de zina eylemi gerçekleşmiş sayılacaktır.   

Zina Sebebi İle Boşanma Davası Zamanaşımı Var Mıdır? 

TMK m.161/2 hükmüne göre, dava açmaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmesiyle dava hakkı düşer. Bu süreler hak düşürücü süreler olup bu süre zarfında boşanma davası açılması gerekir. Aksi halde açılan davanın usulden reddine karar verilir. Zina eylemi birden çok gerçekleşmişse süre son eylemden itibaren işlemeye başlar. Zina, devam ettiği sürece hak düşürücü süre geçmiş sayılmaz. 

TMK m.161/3 hükmüne göre, “Affeden tarafın dava hakkı yoktur.” Zina eylemini affeden eş artık bu olguya dayanarak boşanma davası açamayacaktır. Burada eşi affetme eylemi örtülü veya açık af olabilir. Sadakatsizlik yapılan eş, tanıklar önünde eşini affettiğini açıkça bildirebileceği gibi, olay sonrasında evliliğe kaldığı yerden devam etmesi de örtülü olarak affettiğinin göstergesidir. 

Boşanma sebepleri, özel ve genel boşanma sebepleri olmak üzere ikiye ayrılır. Aldatma (zina); özel bir boşanma sebebidir. Davacının aldatma olgusunu ispatlaması halinde mahkeme tarafların diğer kusur durumlarına bakmaksızın boşanma kararı verir. 

Yargıtay Kapsamıdna Zina Olgusunun İspatı Açısından Kabul Edilen İlkeler Nelerdir?

  1. Kadın veya erkeğin yalnızken ortak konuta karşı cinsten birini alması zinanın varlığına delalet eder. Bu halde, zina ispatlanmış kabul edilir. 
  1. Eşlerden birinin karşı cinsten biriyle düzenli bir şekilde gece-gündüz telefonda görüşmesi zinanın varlığına işaret eder. 
  1. Eşlerden biri evlilik dışı ilişkiye girdiği başka bir kişiden çocuk sahibi olduğu takdirde zina (aldatma) olgusu ispatlanmış olur. 

Mahkeme, aldatma nedeniyle boşanma davasında her türlü delili serbestçe takdir eder. Aile mahkemesi, kesin delillerle bağlı değildir. Tüm deliller toplandıktan sonra zina fiilinin gerçekleşip gerçeklemediğine karar verir. 

Benzer ilginizi çekebilecek yazılarımız;

İzmir Boşanma Avukatı

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat:9 Daire:59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079