Kategori arşivi: Aile Hukuku

Terk Sebebiyle Boşanma

Terk Sebebiyle Boşanma
Terk Sebebiyle Boşanma

Terk Sebebiyle Boşanma | İzmir Avukat

Terk, eşlerden birinin, evlilik birliğinin kendisine yüklediği yükümlülükleri yerine getirmemek amacıyla, isteyerek ve sürekli olarak ortak yaşamı terk etmesi ve haklı bir neden olmadan ortak yaşama dönmemesi olup Türk Medeni Kanunumuza göre özel  ve mutlak boşanma nedenlerindendir.

Terk nedeniyle boşanma, Medeni Kanun’un 164. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddeye göre; “Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.”

“Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.” Şeklindedir.

Kanun maddesindeki koşulları inceleyecek olursak,

Terke dayalı dava açılabilmesi için:

  1. Evlilik birliğinden doğan yükümlülükleri yerine getirmemek amacıyla ortak hayata son verilmiş olmalıdır.
  2. Ortak hayatı bırakıp gitme/dönmeme niyeti olmalıdır.
  3. Ortak hayatı bırakıp gitmenin haksız olması gereklidir.
  4. Terkin en az altı ay sürmüş olması gerekir.
  5. Eve dönüş için ihtar gönderilmiş olmalıdır.
  6. İhtarın geçerli ve haklı olması gerekir.
  7. ihtarla davet edilen konutun hazır olması gerekir.

 Terk Eden Eşe Gönderilecek İhtar İçeriği;

  • İhtar gönderen eşin ad, soyad ve adresini,
  • İhtar gönderilen eşin ad, soyad ve adresini,
  • Davet edilen ortak konutun adresini,
  • Davet edilen eş ve yanında çocukları varsa bunların ortak konuta dönmesi için gereken giderler ile konuta kabul edilmemesi halinde dönüş için yol ve konaklama giderlerini karşılayacak yeterli paranın konutta teslim şeklinde gönderilmesi durumunda buna ilişkin açıklamayı,
  • Davet edilen konuta ait anahtarın bulunduğu yeri,
  • İki ay içinde dönmesi gerektiğini, dönmemesi halinde hakkında Türk

Medeni Kanunu’nun 164. maddesine göre boşanma davası açılabileceği hususlarını kapsayacaktır.  Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine terk eden eşe yukarıda anılan içerikte yapılan bir ihtarla, iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi halinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunulacaktır. Gerektiği taktirde terk ihtarının ilan yoluyla yapılması da mümkündür. (TMK m.164 II c.2)

Terk sebebiyle boşanma davası açılabilmesi için terk eden eşe, terkin gerçekleştiği tarihin üzerinden dört ay geçtikten sonra ihtar çekilir ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe boşanma davası açılamaz. Eşlerden biri, diğer eşi terk ettiği takdirde, ayrılık en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ise ve yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise terk edilen eş boşanma davası açabilir. Terk nedeniyle boşanma davası, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer aile mahkemesinde açılır.

Boşanma davasına bakan hâkim, terk için aranan bütün şartların mevcut olup olmadığını kendiliğinden araştırmak zorundadır. Hâkim, incelemesi sonucunda Medeni Kanun’un 164. maddesinin aradığı şartların tümünün mevcut olmadığını görürse, boşanma davasını reddedecek; mevcut olduğunu tespit ederse boşanmaya karar verecektir. Hâkimin yukarıda değindiğimiz üzere ayrıca ortak hayatın temelinden sarsılmış olup olmadığını araştırma yetkisi ise yoktur.

Konuya ilişkin hukuki danışmanlık almak için uzman ekibimiz ile iletişime geçebilirsiniz.

Benzer ilginizi çekebilecek yazılarımız;

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat 9 Daire 59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Boşanma Sonrası Çocuğun Soyadı

Boşanma Sonrası Çocuğun Soyadı

Boşanma Sonrası Çocuğun Soyadı | İzmir Boşanma Avukatı

Av. Dilek Yavuz Uysal

Çocuğun soyadı incelemesi yapılırken çocuğun evlilik birliği içinde veya evlilik birliğinin dışında doğması,  doğan çocuğun soyadına etki edecektir. Bu sebeple boşanınca çocuğun soyadı meselesi incelenirken kısaca  bu hususlara değinilecek, ardından boşanınca çocuğun soyadı durumu detayları ile birlikte bu yazımızda ele alınacaktır.

1. Evlilik Birliği İçinde Çocuğun Soyadı

Evlilik birliği içinde doğmuş olan çocuğun taşıyacağı soyadı Türk Medeni Kanunu’nda (“TMK”) düzenlenmiştir. İnceleyecek olursak;

  • TMK m. 321: “Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin … soyadını taşır.“
  • TMK m. 321′in açık hükmü gereğince çocuk evlilik içinde doğmuş ise aile soyadını taşıyacaktır. TMK m. 187 gereğince aile soyadı kavramı ise kocanın soyadına karşılık gelmektedir.

Kadın m. 187’de belirtilen şekilde kocanın soyadından önce kendi kızlık soyadını ve hatta sadece bekarlık soyadını da kullanabilir ise de çocuklar için böyle bir çift soyadı taşıma durumu söz konusu değildir. Bu durumdaki çocuk, m. 321 gereği aile soyadı olarak babanın soyadını taşır. İzah edilen hususlar sebebi ile, evlilik birliği devam ederken çocuğun yalnızca annenin bekarlık soyadını kullanması mümkün değildir.

2. Evlilik Birliği Dışında Doğan Çocuğun Soyadı

Evlilik birliği dışında doğan çocukların miras, velayet, soyadı gibi hususları soybağına ilişkin yazımızda detaylı olarak bahsedilmiştir. Yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Özetlemek gerekirse; çocuk, anne ve baba evli ise babasının, evli değiller ise annesinin (doğuran kadının) soyadını alır. Çocuk ile anne arasında soybağı doğumla kurulur. Evlilik dışı doğan çocuk annenin başvurusu ile annenin kütüğüne kaydedilir ve çocuk annenin soyadını alır. Evlilik dışı doğan çocuğun velayeti de sadece anneye ait olur.

3. Boşanma Sonrası Çocuğun Soyadı

Uygulamada en çok merak edilen hususlardan biri boşanınca çocuğun soyadının ne olacağı, velayet hakkına sahip olan kişinin soyadını taşıyıp taşıyamayacağı hususudur. Boşanma davalarında tarafların müşterek çocukları mevcutsa her zaman temel amaç, çocukların üstün menfaatidir. Örneğin velayet hususunda anne veya babanın maddi durumu önemli bir husus olsa da, çocuğun psikolojik ve fizyolojik yönden rahatı için üstün yararı gözetilerek hüküm verilir.

Boşanan çiftlerin çocuklarının soyadı hakkında da son zamanlarda esasında üstün yarar ilkesi gözetilmeye başlanmıştır. Yukarıda bahsettiğimiz üzere, evlilik birliğinde doğan bir çocuğun soyadının babasının soyadı olacağı şüphesizdir. Fakat bazı durumlarda taraflar boşandığında çocuğa annenin soyadı da verilebilir. Burda yine temel gözetilen ilke ”çocuğun üstün yararıdır”. Zira, babanın çocukla kişisel ilişki kurmaması, görüşmemesi gibi durumlarda velayeti annede olan bu çocuğun annenin soyadını taşımasında üstün yarar söz konusu olur.

Yine uygulamada genel olarak eşinden boşanan kadınların farklı sebeplerle çocuğun babaya ait soyadını kullanmasını istemedikleri görülmektedir. Kadının farklı sebeplerle bu talepte bulunmasının yanında, çocuğun anne ile soyadı farklılığını anlamlandıramaması, resmi işlemler esnasında anne ile çocuğun soyadlarının farklı olmasının birçok probleme sebep olması, çocuğun söz konusu farklılık sebebiyle ruhsal ve kişisel gelişiminin olumsuz etkilenmesi gibi sebepler de meselenin hukuki boyutta önemini de göstermektedir. Nitekim uygulamada özellikle de çocuklar açısından çevrelerindeki insanlara bu durumu açıklamakta yaşanılan sıkıntılar, bazı durumlarda çocuk baba ile görüşmediğinden dolayı babanın soyadını taşımayı reddetmesi gibi durumlar şüphesiz ki çocuğun ruhsal gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir.

4. Anayasa Mahkemesi Kararı

Anayasa Mahkemesi 2011 yılında vermiş olduğu bir karaarla, boşanan ve velayete sahip olan kadına, çocuğuna kendi soyadını verebilme hakkı tanımıştır. Anayasa Mahkemesi, çocuğa sadece babanın soyadının verilebilmesi durumunu eşitlik ilkesine aykırı bulduğunu belirterek 1934 tarihli 2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun (“Soyadı Kanunu”) 4. maddesini iptal etmiştir. Yüksek mahkeme ilgili düzenlemeyi iptal ederek boşanmadan sonra çocuğun velayeti kendisine tevdi edilmiş annenin, kendi soyadını çocuğa verebilmesinin yolunu açmıştır.

Soyadı Kanunu’nun 4. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “…Evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı alır.” şeklindeki düzenleme Anayasa Mahkemesi’nin 8.12.2011 tarihli ve E. 2010/119, K. 2011/165 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. İlgili iptal kararı gerekçesinde; kadın ve erkeğin evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde eşit hak ve sorumluluklara sahip olmaları gereğine yer veren uluslararası sözleşme hükümlerine de atıf yapılmak ve eşlerin evliliğin devamı boyunca ve boşanmada sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından aynı hukuksal konumda oldukları, erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan çocuğun soyadını seçme hakkının kadına tanınmamasının velayet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete göre ayrım yapılması sonucunu doğuracağı belirtilmek suretiyle, itiraz konusu kuralın, Anayasa’nın 10. ve 41. maddelerine aykırı görülmesi nedeniyle iptaline karar verildiği belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin 25.06.2015 ve 2013/3434 numaralı, 11.11.2015 tarih ve 2013/9880 numaralı, 20.07.2017 tarih ve 2014/1826 numaralı bireysel başvuru kararlarında ise; velayet hakkı tevdi edilen çocuğun soyadının kendi soyadı ile değiştirilmesi yönündeki talebin, velayet hakkı ve bu kapsamdaki yetkilerin kullanımı ile ilgili olması sebebiyle Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında ele alınması gereken bir hukuki değer olduğunu, koruma, bakım ve gözetim hakkı veya benzer terimlerle ifade edilen velayet hakkı kapsamında, çocuğun soyadını belirleme hakkının da yer aldığını, eşlerin evliliğin devamı boyunca ve boşanmada sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından aynı hukuksal konumda olduğunu, erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan çocuğun soyadını belirleme hakkının kadına tanınmamasının, velayet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete dayalı farklı bir muamele teşkil ettiğini, başvurulara konu yargısal uygulamaların ölçülü olduğunun kabul edilemeyeceğini belirterek, eldeki somut olaya benzer nitelikteki başvurulara konu yargısal kararlarda Anayasa’nın 20. maddesi ile birlikte değerlendirilen Anayasa’nın 10. maddesinde güvence altına alınan ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Böylece, velayet hakkına sahip olan kadınlar, boşanınca çocuğun soyadının değişmesi yönünde şartları mevcutsa hak talebinde bulunabilir.

5. Kadının Çocuğuna Kendi Soyadını Vermesinin Şartları

  • Boşanma sonrasında çocuğun annesinin bekarlık soyadını kullanabilmesi,
  • Çocuğun velayetinin annesinde olması,
  • Çocuğun annesinin soyadını alması için haklı sebeplerin varlığı,
  • Soyadındaki değişikliğin çocuğun üstün yararına aykırı olmaması şartlarının birlikte varlığı halinde mümkün olabilecektir.

Sonuç olarak; yukarıda açıkladığımız nedenler Anayasa Mahkemesi kararı ile velayetin annede olması, çocuğun annesinin soyadını alması konusunda geçerli sayılabilir sebeplerin varlığı ve çocuğun annesinin soyadını almasının yararına olması durumlarında mahkemelerce çocuğun annenin bekarlık soyadını kullanmasının önünde yasal bir engel bulunmamaktadır.

Benzer ilginizi çekebilecek yazılarımız;

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat 9 Daire 59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Yeni Evlilerin Boşanma Süreci

Yeni Evlilerin Boşanma Süreci

Yeni Evlilerin Boşanma Süreci | İzmir Boşanma Avukatı

Yeni Evlilerin Boşanma Süreci

Sosyal medyada ünlülerin ” Bir hafta evli kaldılar” , ”Yıldırım hızıyla boşandılar” gibi haberlerine sıkça rastlamaktayız. Fakat medeni kanunun boşanma ile ilgili düzenlemeleri içeren hükümlerine baktığımızda, boşanmaların anlaşmalı ve çekişmeli olmak üzere iki türde olduğunu; ve anlaşmalı olarak boşanabilmek için ise en az bir yıl süre ile evli olma şartının olduğu görmekteyiz.

Dolayısıyla yeni evlilerde boşanma süreci anlaşmalı boşanma ile sona eremez. Yani bir haftadır evli olan eşler, anlaşmalı boşanma davası açarak evliliği sonlandırılamazlar. Dava açıldıktan sonra bir yıllık sürenin tamamlanmasının önemi de bulunmamaktadır. Anlaşmalı olarak boşanılmak isteniyorsa, yeni bir davanın açılması gerekecektir. Zira kanunun anlaşmalı boşanma davasında aradığı şart tarafların en az bir yıl süre ile evli olmasıdır. 

Peki bu haberlerin doğruluğu nedir? Bir başka anlatımla; yeni evli kişilerin kanuni hükümler çerçevesinde bir an önce boşanmasını sağlamak mümkün müdür? Bu yazımızda, evlilik süresinin boşanma davasına etkisi ve davanın hızlı sonuçlanmasına imkan tanıyan hususlara yer vereceğiz. İnceleyecek olursak :

Yukarıda bir yıl şartının sağlamayan tarafların anlaşmalı boşanma davası açamayacağını belirtmiştir. Dolayısıyla, burada yeni evli kişilerin boşanma sürecinde tercih edeceği yol çekişmeli boşanma davası veya butlan sebepleri olacaktır.

1. Çekişmeli Boşanma Davası İle:

Çekişmeli boşanma davası açabilmek için belirlenmiş bir evlilik süresi yoktur. Bu sebeple, nikahtan hemen sonra dahi boşanma davası açılabilir. Boşanma için öncelikle dava açılması, dilekçe safhasının, ön incelemenin, tahkikatın, sözlü yargılamanın, karar aşamasının ve itiraza ilişkin işlemlerin tamamlanması gereklidir. Bunların hepsinin bir hafta içerisinde tamamlanması hukuken olanaklıdır. Zira dava açılır açılmaz cevap dilekçesi verilebilir. Davacı, cevaba cevap vermeyeceğini, davalı da ikinci cevap dilekçesi sunmayacağını belirtebilir(ya da bunları verebilirler). Ön inceleme duruşması hemen yapılabilir ve aynı duruşmada tahkikat, sözlü yargılama ve karar aşamaları tamamlanabilir. Gerekçeli kararın hemen yazılmasının ardından taraflar istinaf kanun yoluna başvurma haklarından feragat ettiklerini belirtirlerse karar kesinleştirilerek dava kapatılabilir. 

Taraflar açısından süreci özetleyecek olursak, bir hukuk bürosu ile anlaşarak eşler hukuk bürosundaki iki farklı avukata vekalet vererek kendilerini temsil etmesini isteyebilirler. Bunun faydası , avukatlardan birinin dava dilekçesi vermesinin hemen ardından diğer avukatın hiç vakit kaybetmeden cevap dilekçesini sunması ve avukatların ivedilikle duruşma günü talep edebilmesidir.

Yalnız burada dikkat edilmesi gereken husus, yeni evlenen kişilerin boşanma sürecini hızlı tamamlayabilmelerinin temel şartı, taleplerin araştırmaya ihtiyaç duyulmayacak nitelikte olması ve boşanma sebebini ispat edecek delillerin ispat gücünün yüksek olmasıdır. Örneğin tazminat talebi bulunan bir yargılama ile tazminat talebi bulunmayan yargılamanın sona erme süreleri farklılık arz edecektir. Aynı şekilde nafaka istenmemesi, varsa çocuğun velayetini bir tarafın istememesi gibi durumlar boşanma davası süresinin kısaltılmasına olanak sağlayacaktır. Bu sebeple, en yalın haliyle olayları karmaşık bir yapıya sokmadan boşanma talebi iletilmeli ve dilekçelerin teatisi aşamasında hızlı hareket edilmelidir.

Boşanmanın gerçekleşmesinden sonra eşlerin tekrar evlenmelerini engelleyen bir kural ise bulunmamaktadır. Boşanma kararını alan eşler tekrar nikah dairesine de gidebilir. Kadınların yeniden evlenmesinde getirilen iddet müddetini beklemeleri dahi gerekmez. Ancak boşanmanın fer’ileri ile ilgili hususlarda acele etmemek ve detaylı araştırma yaparak bilgi edinmek hak kaybına sebep olmamak adına oldukça önemlidir. Zira tutanağa geçecek bir söz ile özellikle maddi konularda zarara uğramak, mevcut hakkı kaybetmek olasıdır.

 Yeni evlilerde ise çoğu zaman geçimsizlik değil, alkol kullanımı, şiddet gösterme veya kumar bağımlılığı gibi durumlar nedeniyle çekişmeli boşanma davası açılmaktadır. Zira kanun koyucunun anlaşmalı boşanma davalarına getirmiş olduğu bir yıllık sürenin amacı, evlilik kurumunun temelinin kurulması için öngörülen asgari süredir. Bir başka anlatımla, iki aylık bir evlilikte kişiler şiddetli geçimsizliğe temel olan olayları yaşamasalar da bir yıllık süreç içerisinde bunun yaşanması mümkündür.

2. Nispi  Butlan Sebebi İle

Evliliğin nisbi butlanı, eşler arasındaki evliliğin kurucu unsurlarının şeklen yerine getirilmiş ve bir evlilik ilişkisi kurulmuş olmasına rağmen, kurulan bu evliliğin kanunda düzenlenen birtakım şartları taşıması sebebiyle batıl olmasıdır. Yeni evlenen kişilerin anlaşmalı bir şekilde hemen boşanması söz konusu değildir. Ancak tehdit ve zorlama nedeniyle evlenmiş olan çiftlerden birinin veya her ikisinin evlilikten cayma hakkı bulunmaktadır. Nispi butlan hallerini içeren kanun maddelerini inceleyecek olursak:

Madde 148– Evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olan eş, evlenmenin iptalini dava edebilir.

Madde 149– Aşağıdaki durumlarda eşlerden biri evlenmenin iptalini dava edebilir: a. Evlenmeyi hiç istemediği veya evlendiği kişiyle evlenmeyi düşünmediği hâlde yanılarak bu evlenmeye razı olmuşsa, b. Eşinde bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak derecede önemli bir nitelikte yanılarak evlenmişse.

Madde 150- Aşağıdaki durumlarda eşlerden biri evlenmenin iptalini dava edebilir: a. Eşinin namus ve onuru hakkında doğrudan doğruya onun tarafından veya onun bilgisi altında bir başkası tarafından aldatılarak evlenmeye razı olmuşsa, b. Davacının veya altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalık kendisinden gizlenmişse.

Madde 151– Kendisinin veya yakınlarından birinin hayatı, sağlığı veya namus ve onuruna yönelik pek yakın ve ağır bir tehlike ile korkutularak evlenmeye razı edilmiş eş, evlenmenin iptalini dava edebilir.

Medeni Kanun 152 Uyarınca: ”İptal davası açma hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve her hâlde evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşer. ” Bu süre, hak düşürücü niteliktedir.

Görüldüğü üzere, evliliğin bir yıldan kısa süreli olması boşanmaya engel değildir. Hiç kimse istemediği biri ile evli kalmaya zorlanamaz, zorlanmamalıdır. Boşanma davanıza ilişkin sürecin yürütülmesi ve hukuki danışmanlık almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Benzer ilginizi çekebilecek yazılarımız;

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat 9 Daire 59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Cinsiyet Değiştirme Davası

Cinsiyet Değiştirme Davası

Cinsiyet Değiştirme Davası | İzmir Avukat

Cinsiyet değiştirme ameliyatı, kadından erkeğe ya da erkekten kadına dönüşmek için yapılan tıbbi uygulamadır. Cinsiyet davaları da, bu tıbbi uygulamaya izin verilmesi ve tıbbi uygulamadan sonra nufüs kayıtlarının düzeltilmesi amacıyla açılan davalara verilen genel isimdir.

İçerisine doğduğu biyolojik cinsiyetten farklı bir cinsel kimlik taşıyan bireylere Transseksüel birey denir. Transseksüel kişiler kendilerini tanımlandıkları cinsiyete kalıcı geçiş yaparken tıbbi yardım alırlar. Bu geçiş sürecinde hormon terapisi ve cinsiyet ameliyatı gibi uygulamalarla bedenlerinin tanımladıkları cinsiyete uyum sağlaması amaçlanır.

Cinsiyet değişikliği Türk Medeni Kanunu 40. Madde ile düzenlenmiştir.

TMK 40. Uyarınca: ”Cinsiyetini değiştirmek isteyen kimse, şahsen başvuruda bulunarak mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebilir. Ancak, iznin verilebilmesi için, istem sahibinin onsekiz yaşını doldurmuş bulunması ve evli olmaması; ayrıca transseksüel yapıda olup, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu ve üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun bulunduğunu bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak resmi sağlık kurulu raporuyla belgelemesi şarttır.”

Kanun maddesi uyarınca kişilerin ülkemizde cinsiyet değiştirme davasını açması için gereken şartları sıralayalım;

  1. 18 yaşını doldurmuş olmak
  2. Mahkemenin izin vermesi
  3. Bekar olmak
  4. Cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunlu olması

Dava aşamalarından en önemlisi alınacak eğitim ve araştırma hastane raporları sonucunda geçiş işleminin ruhen ve bedenen zorunlu olmasını (transseksüel) gösterir raporudur. ”Cinsel Kimlik Konseyi” adı verilen konseyde psikiyatr,  plastik cerrah, kadın doğumcu, ürolog ve genetikçi, endokrinolog ve bir de hukukçu yer alır.  Cinsiyet değişikliği ameliyatına izin verilmesi için bu konsey tarafından düzenlenecek olumlu rapora ihtiyaç vardır. Yukarıdaki dört temel şartı sağlayan kişiler, cinsiyet değişikliği için gerekli sağlık muayenelerini olarak raporunu da aldıktan sonra cinsiyet değiştirmeye izin verilmesi için dava açabilir.

Burada açılacak cinsiyet değiştirme davası, nüfus müdürlüğüne karşı açılmaktadır. Dava sonunda cinsiyet değişikliği izni alan kişilerin, tıbbi yöntemlere uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı gerçekleştirildiğinin resmi sağlık kurulu raporuyla doğrulanması halinde de mahkemece nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılmasına karar verilir.

Yukarıda özetlenen haliyle anlaşılacağı gibi; cinsiyet değiştirme davası iki aşamalı bir davadır.

1. Bu davanın ilk aşaması ve önkoşulu, ”cinsiyet değişikliğine izin davası”dır. Mahkemece yapılacak yargılama sonrasında, koşulların bulunduğunun belirlenmesi halinde cinsiyet değiştirme izni verilmektedir.

2.Bu aşamadan sonra verilen izne bağlı olarak amaç ve tıbbi yöntemlere uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı gerçekleştirildiğinin resmi sağlık kurulu raporuyla doğrulanması halinde ise nüfus kayıtlarında cinsiyet değişikliği için ikinci bir dava açılması gerekecektir. Bu davada yapılacak yargılama sonucunda, Mahkemece yasada aranan tüm koşulların gerçekleştiği tespiti halinde nüfus kayıtlarında cinsiyet değişikliği yönünde karar verilebilecektir.

Bununla birlikte, trans bireylerin cinsiyet değişikliği ile birlikte isim değişikliği de gündeme gelecektir. Nasıl ki aidiyet duyulmayan nüfusta yazılı cinsiyetin değişikliği isteniyorsa, yine aidiyet duyulmayan nüfustaki ismin de değiştirilmesi transseksüel birey tarafından istenebilir. Cinsiyet değiştirme davasının ikinci aşaması olan ”nüfusta cinsiyet değişikliği davasının isim değişikliği talepli” de açılması mümkündür. Ancak isim değişikliği için uygulamada bazı mahkemeler hastane raporları temelinde cinsiyet değişikliğini yeterli görmekte ise de çoğu mahkeme isim değişikliği için tanık deliline de başvurmaktadır.

Cinsiyet değiştirme davası, nüfus davaları içinde bir alan olmakla birlikte anlatılanlarda görüleceği üzere kendine has özellikleri olan sürecin takibinde hukuki bilgi gerektiren davalardandır. Sürecin en etkin şekilde ve davacının haklarını koruyacak şekilde ilerlemesi için, bu davaların alanında uzman avukat aracılığı ile takibinde hukuki yarar vardır. İletişime için buraya tıklayabilirsiniz.

Benzer ilginizi çekebilecek yazılarımız;

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat 9 Daire 59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Babalık Davası

Babalık Davası | İzmir Aile Avukatı

Av. Dilek Yavuz Uysal

Soybağının kurulması başta Türk Medeni Kanunu olmak üzere mevzuatımızda birçok şekilde gerçekleşir. Bunlardan biri de, evlilik dışında meydana gelen çocukların soybağının kurulmasıdır. Evlilik dışı doğan çocuklarda, baba ile çocuk arasındaki soybağı  babanın çocuğu tanıması yolu ile kurulur. Bazı durumlarda ise baba çocuğu sahiplenmek istemediği için kendiliğinden tanımaz. Bu durumda, anne babadan nikâhsız meydana gelen çocukların babasının saptanması ve baba olduğu ileri sürülen kişinin, çocuğu nüfusuna alması için açılan davalar ise babalık davası olarak adlandırılır. Bir başka anlatımla, hakim hükmüyle soybağının kurulması (ana veya çocuğun dava açması ile) gerçekleşir. Hakim hükmüyle soybağının kurulması için açılan davaya , babalık davası denir. Soybağının kurulması hakkındaki detaylı yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Babalık Davası Açma Şartları Nelerdir?

  1. Annenin belli olması
    Babalık davası açmak için Yargıtay tarafından aranan ilk şart, çocuk ile anne arasında soybağı ilişkisinin kurulmuş olmasıdır.
  2. Çocuk ile başka bir baba arasında soybağı ilişkisinin kurulmamış olması
    Çocuğun baba yönünden bir soybağının bulunmaması demektir. Eğer çocuk başka bir babaya soybağı ile bağlı ise; ilk önce soybağının reddi davası açılarak bu bağ kaldırılmalı sonra babalık davası açılmalıdır.
  3. İhbar edilmiş olması
    Buna göre babalık davasını açacak tarafın durumu Cumhuriyet Savcısına ve Hazineye ihbar etmesi gerekmektedir.
  4. Ananın Evli Olduğu İtirazı
    Ana gebe kaldığı sırada evli bulunuyorsa, babalık davası ancak bu evlilik birliğindeki koca açısından hakimin soybağının reddine hükmetmiş olmasından sonra açılabilir.

Babalık Davasını Kimler Açabilir?

Babalık davası, sanılanın aksine baba olduğunu iddia eden kişi tarafından açılamamaktadır. Baba olduğunu iddia eden kişi şartlarını taşıması halinde çocukla arasındaki soybağını ”tanıma” yöntemiyle kurabilir.

Bu davayı açabilecek olanlar ana ve çocuktur. Ana ve çocuk birlikte babalık davası açabilecekleri gibi ayrı ayrı da açabilirler. Davalardan biri için verilen karar diğeri için kesin hüküm niteliği taşımaz. Yine ananın veya çocuğun davadan feragat etmesi veya sulh yoluna gitmesi de diğerinin dava hakkını etkilememektedir. Çocuğun davada temsilini ise kayyım üstlenmektedir.

Babalık Davası Ne Zaman Açılmalıdır?

Babalık davası ne zaman açılmalıdır dediğimizde; babalık davası çocuk doğduktan önce veya sonra açılabilir. Ananın dava hakkı çocuk doğduktan bir yıl geçmesiyle düşer. Ancak çocuk için bir yıllık süre çocuğun başka bir erkek ile arasında soybağı mevcut ise mevcut soybağının ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar.Bu hak düşürücü sürelerin haklı bir nedene dayanarak geçirilmesi halinde, haklı nedenin ortadan kalkmasından itibaren bir ay içerisine babalık davası açılmalıdır.

Babalık Davası Nasıl Sonuçlanır ?

Maddi Kayıplar Bakımından
Babalık davasının bir diğer sonucu ise nafakadır. nanın talebi ile çocuk lehine iştirak nafakasına hükmedilebilir. Nafakanın sona ereceği süre ise çocuğun ergin olduğu zamandır. Bu süre boyunca nafaka devam edecektir. Soybağının kurulması nedeniyle baba bakım yükümlülüğü altına girer. Hakim gerek görürse yargılama bitmeden de çocuğa bir miktar ödeme yapılmasına karar verebilir.

 Son olarak ananın mali haklarının karşılanması da söz konusu olur. Ana, babalık davasıyla birlikte veya ayrı olarak baba veya mirasçılarından doğum giderleri, doğumdan önceki ve sonraki altışar haftalık geçim giderleri, gebelik ve doğumun gerektirdiği diğer  giderlerin karşılanmasını isteyebilir: Çocuk ölü doğmuş olsa bile hâkim, bu giderlerin karşılanmasına karar verebilir. Üçüncü kişiler veya sosyal güvenlik kuruluşlarınca anaya yapılan ödemeler, hakkaniyet ölçüsünde tazminattan indirilir.

Babalık Davasında İspat Araçları Nelerdir?

Babalık davasında, davalının baba olduğu ananın ileri süreceği karine ile ispatlanıp, babanın ileri süreceği defilerle çürütülebileceği gibi doğrudan doğruya yapılacak DNA ve kan testi ile de bu durum saptanabilir. DNA testi hakimin uzmanlık alanına girmediği için, hakim babalık davasında bu testin yapılmasına karar verirse, bilirkişiye başvurmak zorunda kalacaktır. DNA testi Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu madde 367 anlamında bir takdiri delil niteliği taşımakla beraber bilirkişiye yaptırılmak zorundadır. Fakat öncelikle hâkim, ana ile baba olduğu iddia edilen davalı arasındaki cinsel ilişkinin varlığı konusunda kanaat edinmelidir.Babalık araştırmalarında uygulanan başlıca yöntemler şunlardır:

  • Kan gurupları ile babalık araştırmaları,
  • Vücut ölçüleri orantılarına bakılarak babalık tayini (antropobiyometri),
  • Yüz ve vücut benzerliklerine göre babalık tayini (similarite),
  • Gebeliğin müddeti ile doğan çocuğun olgunluk derecesine ilişkin tıbbı muayene,
  • Günümüzde %100’e yakın kesinlik veren DNA testi

Konuya ilişkin detaylı bilgi almak için iletişim sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Benzer ilginizi çekebilecek yazılarımız;

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat 9 Daire 59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması | İzmir Boşanma Avukatı | Av. Dilek Yavuz Uysal

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması

Boşanma sebepleri kanunumuzda özel ve genel sebepler halinde sıralanmaktadır. Zina, hayata kast ve pek kötü muamele,akıl hastalığı, terk, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme gibi sebepler özel sebeplere örnektir. Özel sebeplerin varlığı halinde açılacak olan boşanma davası bu sebeplerle açılmalıdır. Uygulamada en sık yapılan hataların başında bu gelmektedir. Şiddet gören veya aldatılan eşin, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasını sebep göstererek boşanma davası açası usuli ve geri dönülemez bir hatadır. Zira, özel sebeplerin varlığı halinde sosyal inceleme raporu (sir raporu), darp raporu, fotoğraf videolar, gsm operatör kayıtları vb. pek çok husus davaya delil olarak dahil edilmeli karşı tarafın kusuru ispatlanmalıdır. Kusurun tespiti, nafakadan tazminata kadar pek çok husu için belirleyici olmaktadır. Tüm bu özel sebeplerin varlığına rağmen, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebi ile dava açıldığında ise tarafların farklı yaşam tarzlarını sevmesi, farklı düşünce yapısında olmaları, artık birbirleri ile iletişim kuramaları gibi genel sebepler karşımıza çıkmaktadır. Görüldüğü üzere iki tür, boşanma sebeplerinden ispat araçlarına kadar tamamı ile farklıdır. Bu sebeple boşanma davalarında uzman bir avukatla çalışmak hak kayıplarının önüne geçecektir. Tüm bu anlatımlardan sonra Türk Medeni Kanunu’nda (TMK) evlilik birliğinin temelinden sarsılması madde 166’da düzenlenen maddeyi inceleyecek olursak:

TMK Madde 166– ”Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.”

Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.

Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada  gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.

Buna göre evlilikte ortak yaşamı sürdürmede eşlerden beklenemeyecek derecede evlilik birliğinin sarsılması durumu varsa boşanma davası açılmasına sebep oluşmuş demektir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebi ile açılacak davalarda kusur şartı aranmaz. Her iki eşte kusurlu veya kusursuz olduğu halde dava açabilir. Ancak bu kusurun hiç önemi olmadığı anlamı taşımaz. Eşlerden biri diğerinin daha kusurlu olduğunu ileri sürerek davanın talepler sonucuna etki edebilir.

Şiddetli Geçimsizliğe Dayalı Dava Açma Şartları ve Örnekleri Nelerdir?

Bunlardan ilki evlilik birliğinin temelden sarsılmış olmasının gerekliliğidir. Eşler arasında önemli boyutta duygu ve fikir ayrılığı olması gerekmektedir . Bunu, geçimsizlik olarak ifade edebiliriz. Her zaman böyle olması şartı da aranmaz. Eşlerden birinin evliliğin gerekliliklerini sonradan doğan sebeplerle yerine getirememesi durumunda da evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı ileri sürülüp dava açılabilir. Örneek olarak, eşlerden birinin gezmeyi, seyahat etmeyi sevmesi durumunda diğer eşin evinden çıkmaktan bile hoşlanmaması bu iki kişinin farklı hayat tarzını sahip olduğunu gösterir bir durumdur. Yine eşlerden birinin sürekli ailesi ile vakit geçirmek istemesine karşın diğer eşin çok sık aile ziyaretleri yapmak istememesi durumunun da zamanla bir geçimsizliğe sebep olacağını söylemek mümkündür.

Şartlardan ikincisi ise evlilik birliğinin temelinden sarsılması durumunun, en az eşlerden biri için ortak hayatı sürdürmesi beklenemeyecek derecede olmasıdır.  Bu durum eşlerden ikisi veya sadece biri için ortak hayatı sürdüremeyecek derecede ağır olmalıdır. Bu durumda şartların gerçekleşip gerçekleşmediğini hâkim takdir eder. Hakim ileri sürülecek olguları evlilik birliğini temelinden sarsacak nitelikte bulmazsa, davayı reddedecektir. Aynı zamanda ispat edilen olgular evlilik birliğini sarsacak nitelikte olmakla beraber evliliğin buna rağmen sarsılmadığı ispat edilirse dava yine reddedilebilir. Hangi sebeplerin boşanmayı gerektirecek nitelikte olduğunu doktrin ve mahkeme kararları belirler. Hakaret, eşe para vermeme, aileye karşı ilgisizlik, agresif ve saygısız davranışlar, cinsel uyum sağlananaması, sürekli kavga etmek, evin ve çocukların bakımını ihmal ederek bir işte çalışmak bu sebeplerden bazıları olarak sayılabilir.

Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Boşanma Davasında Kusur Tespiti

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davası, bir tarafın diğer tarafın kusuruna dayandığı çekişmeli bir boşanma davası türüdür.

Taraf kusurlarının boşanma kararına etkisi ise şu şekildedir:

Kusursuz eş; diğer tarafın az da olsa kusurlu olduğunu ispatladığı takdirde, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, yani şiddetli geçimsizlik olduğu kabul edilerek boşanma kararı verilir. Bu durumda boşanma davası açacak olan eş kusursuz veya diğer eşe göre daha az kusurludur.

Daha Az kusurlu eş; diğer tarafın daha fazla kusurlu olduğunu ispatlarsa şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma kararı verilir.Bazı durumlarda tarafların ikisi de boşanmaya sebep yaratacak kusurlarda bulunmuş olabilir. Bu durumda, daha az kusurlu eşin , diğer eşin daha fazla kusuru olduğunu ispatlaması gerekir.

Daha fazla kusurlu eş; diğer eşin kendisinden az da olsa kusurlu olduğunu ispatlarsa ve diğer eş boşanmaya karşı çıkmazsa boşanma kararı verilir. Ancak, daha fazla kusurlu eşin açtığı boşanma davasının reddedilmesi, az kusurlu eş tarafından talep edildiğinde; yani az kusurlu eş boşanmak istemediğinde şu şartların da birarada gerçekleşmesi gerekir:

Boşanmak istemeyen az kusurlu eşin karşı çıkmasının, hakkın kötüye kullanılması (MK m.2) niteliğinde olduğunun ispatlanması gerekir. Eş ve çocuklar açısından evliliğin sürdürülmesinin korunmaya değer olmadığının anlaşılması gerekir. Eşit kusur halinde tarafların boşanmasına karar verilir. Kusursuz eş hakkında açılan boşanma davası reddedilir. Tamamen kusurlu eşin açtığı boşanma davası da reddedilir. Tamamen kusurlu eşin boşanma davasının reddedilmesinin nedeni, bir kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde etmesinin hukuka aykırı olmasıdır.

Şiddetli Geçimsizliğe İlişkin Yargıtay Karar Örnekleri:

1-Eşinin Annesine Küfür Nedeniyle Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması

Mahkemece, evlilik birliğinin sarsılmasına yol açan olaylarda davalı-karşı davacı kadının daha fazla kusurlu olduğu kabul edilerek, kadının davasının reddine, erkeğin davasının kabulüyle boşanmaya karar verilmiş ise de; mahkemece taraflara yüklenen ve gerçekleşmiş bulunan kusurlu davranışların yanında, erkeğin eşinin annesine sinkaflı küfür etmek suretiyle hakarette bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Gerçekleşen olaylar karşısında davalı-karşı davacı kadın da dava açmakta haklı olup, Türk Medeni Kanununun 166. maddesi koşulları kadının davası yönünden gerçekleşmiştir. O halde, davalı-karşı davacı kadının boşanma davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde reddi doğru görülmemiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi – Karar : 2017/3949)

2- Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Boşanma Davasında Kusur

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davası, bir tarafın diğer tarafın kusuruna dayandığı çekişmeli bir boşanma davası türüdür. Çekişmeli boşanma davalarında davalı tarafın davayı kabul etmesi hiçbir hukuki sonuç doğurmaz, mutlaka karşı tarafın kusuru ispatlanmalıdır (YARGITAY 2.HD-K.2017/36159)

Konuya ilişkin hukuki danışmanlık almak için uzman ekibimiz ile iletişime geçebilirsiniz.

Benzer ilginizi çekebilecek yazılarımız;

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat 9 Daire 59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Yoksulluk Nafakası Nedir?

Yoksulluk Nafakası Nedir?

Yoksulluk Nafakası Nedir? | İzmir Boşanma Avukatı

Yoksulluk Nafakası Nedir?

Yoksulluk nafakası, boşanma ile sonlanan evlilik sebebiyle yoksulluğa düşecek olan ve diğer eşe oranla daha az kusurlu olan eşin mahkeme aracılığıyla karşı taraftan talep ettiği bir nafaka türüdür. Yani bu nafaka türünde eşler, kendileri için nafaka talep etmektedir.

Türk Medeni Kanunu Madde 175’te yoksulluk nafakasına ilişkin bazı özellikler düzenlenmiştir:
(1) Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.
(2) Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.

Yoksulluk Nafakası Şartları Nelerdir?

1. Boşanma kararı verilmiş olmalıdır ve bu kadar kesinleşmiş bir karar olmalıdır.
Boşanma kararının kesinleşme şerhi adı verilen şerh ile kesinleşmesinden bahsedilmektedir. Boşanma kararı istinaf/temyiz aşamasında olmamalıdır.

2. Nafaka talep eden eş, yoksulluğa düşecek olmalıdır.
Örneğin her iki eşin de meslek sahibi olması, çalışıyor olması durumunda boşanırken birbirlerinden yoksulluk nafakası talep edemeyeceklerdir. Zira boşanma ile yoksulluğa düşmeyecekleri aşıktadır.

3. Yoksulluğa düşecek olan eş nafaka için talepte bulunmalıdır.
Örneğin çocuklarını yetiştirmek için işini bırakan bir anne eş ve çalışıp aileye bakan bir baba eş olsun. Bu durumda anne eşin boşanma ile yoksulluğa düşecek olması muhtemeldir. Bu nafakayı alması içinse talepte bulunmalıdır. Hakim, kendiliğinden durum ve şartları inceleyerek nafakaya hükmedemez.

4. Nafaka talep eden eşin kusuru, kendisinden nafaka talep edilen eşin kusurundan fazla olmamalıdır.
Örneğin boşanma sebebi şiddet ise, şiddet uygulayan taraf nafaka talep edemeyecektir.

5. Hükmedilecek nafaka miktarı, nafaka yükümlüsü olan eşin maddi gücüne oranlı olacak şekilde belirlenmelidir.
Aylık 4.000,00 TL maaş alan eşten, aylık 1.500,00 TL nafaka talebi maddi güçle orantısızdır.

Yukarıda sayılan şartların gerçekleşip gerçekleşmediği, boşanma davasının kesinleştiği tarihe göre değerlendirilmektedir.

Yoksulluk Nafakası Nasıl Talep Edilir?

Yoksulluk nafakası, aşağıda belirtilen üç şekilde talep edilebilmektedir:

  1. Boşanma istemi ile aynı dava dilekçesinde,
  2. Boşanma davası devam ederken sözlü olarak,
  3. Boşanma davası sonuçlandıktan sonra bağımsız bir dava ile

Yoksulluk Nafakası Ne Kadar Olur?

Yoksulluk nafakasının miktarı konusunda maktu bir tarife belirlenmemiştir. Yine aynı şekilde kanun hesaplama konusunda bir formül ortaya koymamıştır. Bu konuda hakime takdir yetkisi tanınmıştır. Belirlenecek miktarın alt sınırı bulunmadığı gibi üst sınırı da bulunmamaktadır.
Nafaka miktarının belirlenmesi birçok faktöre bağlıdır. Bunlardan en önemlisi de tarafların ekonomik durumlarıdır. Nafaka miktarı, yoksulluk tehlikesiyle karşılaşan eşin bu tehlikeden kurtulmasını sağlayacak miktarda olmalıdır. Yoksulluk kavramına ve bu kavramın kapsamına değinmiştik. Buradan çıkan sonuç ise kişilerin kültür, ulaşım, sağlık ve eğitim gibi ihtiyaçları yani hayat biçimleri de nafaka miktarının belirlenmesinde önemli bir etkendir. Ancak bu miktar belirlenirken nafaka ödeyecek olan tarafın mali gücü de göz önüne alınır. Nitekim nafaka miktarı, nafaka ödeyecek olan tarafın mali gücüyle orantılı olmalıdır.  Örneğin nafaka miktarı, nafaka ödeyen kişinin yoksulluk tehlikesiyle karşılaşmasına sebep olmamalıdır.
Birçok etmen göz önünde tutulacak, bilirkişilerden yardım alınacak ve miktar hakim tarafından nihai olarak belirlenecektir.

Yoksulluk Nafakasının Kaldırılması Nasıl Olur?

Yoksulluk nafakası kural olarak süresiz bir nafakadır. Ancak belirli şartların gerçekleşmesi halinde sona ermesi mümkündür. Yoksulluk nafakasının sorumluluğu bakımından, beş adet sona erme nedeni sayabiliriz:

1) Nafaka alacaklısının ölümü ile sona erebilir. 

İrat şeklinde ödenen nafaka, taraflardan birinin ölmesi ile ortadan kalkar. Nafaka alacağı kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan oluğu için alacaklının ölmesi halinde mirasçılar tarafından istenmesi mümkün değildir. Ancak mirasçılar nafaka alacağının muaccel kısmının ödenmesini isteyebilmektedirler.

2) Nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi ile sona erebilir.

Yeniden evlenen tarafın alacaklı olan taraf olması gerekmektedir. Eğer nafaka borçlusu yeniden evlenirse bu nafaka bakımından sona erme sebebi değildir. Nafaka alacaklısı yeniden evlenip boşandığı takdirde ilk eşinden kesilen yoksulluk nafakasının bağlanmasını isteme hakkına sahip değildir. Sadece yeni boşandığı eşinden yoksulluk nafakası talep etme hakkına sahip olacaktır.

3) Nafaka alacaklısının resmi olarak evlenmemiş olmasına karşın biriyle evliymiş gibi hayat sürmesiyle sona erer.

Nafaka borçlusu açacağı bir dava ile mahkemeden durumun tespit edilmesini isteyebilir.

4) Nafaka alacaklısının yoksulluğunun ortadan kalkması ile sona erebilir.

Maddi durumunun iyileşmesi, yeni bir işe girmesi, yüklü bir miras sahibi olması gibi durumlarla artık nafakaya ihtiyacı kalmayabilir.

5) Alacaklının haysiyetsiz bir yaşam sürüyor olması nedeniyle sona erebilir. 

Haysiyetsiz yaşam sürmeden anlaşılması gereken ahlaki değerlere aykırı bir yaşam sürmektir. Örneğin kişinin kadın ticareti yapması, uyuşturucu bağımlısı olması, alkolik olması gibi durumlarda nafaka kesilebilir. Bu durumun devamlı olması ve nafaka borçlusu açısından onur kırıcı bir davranış olması gerekmektedir.

Nafaka borçlusu açacağı bir dava ile mahkemeden yukarıdaki durumların tespit edilmesini isteyebilir. Tespitle birlikte nafakaya son verilir.

Nafakanın verilmesi ve sona erdirilmesi talepleriniz için detaylı bilgi ve hukuki danışmanlık için bizimle iletişime geçin.

Benzer ilginizi çekebilecek yazılarımız;

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat 9 Daire 59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Eşler Arası Cebri İcra Yasağı

Eşler Arası Cebri İcra Yasağı

Eşler Arası Cebri İcra Yasağı | İzmir Aile Hukuku Avukatı | Av. Mustafa Yolcu

Eşler Arası Cebri İcra Yasağı

Eşler arası cebri icra yasağı eşlerin birbirlerine karşı olan borçları sebebi ile, birbirlerine karşı icra takibi gerçekleştirememeleri olaraf ifade edilebilir. Söz konusu yasak eski medeni kanunu madde 165 ve devamı hükümlerinde düzenlenmiş olup; yürürlükte olan yeni medeni kanun ile kaldırılmıştır.

Yeni Türk Medeni Kanunu Madde 193 “Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, eşlerden her biri diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü hukukî işlemi yapabilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Yargıtay 14.Hukuk Dairesi 2003/8009 E. 2004/895 K.

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 17.2.2002 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 16.4.2003 günlü hükmün Yargıtay’ca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle (….) gereği düşünüldü. Dava, evlilik birliği içerisinde, ortak kazançla edinilen dava konusu taşınmazın üçüncü kişiye muvazaalı olarak satıldığı iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, evlilik birliğinin devam ettiği, Medeni Kanunun 244. maddesi uyarınca eşler arasında paylaşmalı mal ayrılığı rejiminin kabul edilmediği, bu nedenle davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Dava konusu taşınmaz 4721 sayılı Medeni Kanunun yürürlüğe girdiği 1.1.2002 tarihinden önce edinilmiş olup dava konusu taşınmaz yönünden mal ayrılığı rejimi devam etmektedir. 743 sayılı Medeni Kanunun 165. maddesinde; eşler arasında cebri icra yasağı düzenlenmiş ise de birbirlerine karşı hukuki ilişkiler nedeniyle dava açamayacaklarına ilişkin bir düzenleme getirilmemiştir. Aynı şekilde 4721 sayılı Medeni Kanunda da dava açma yasağı bulunmamaktadır. Belirtilen nedenle eşlerin birbirleri ile yaptıkları hukuki tasarrufları nedeniyle dava açma olanakları bulunmakta olup işin esasına girilerek tüm deliller toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. Sonuç: Yukarıda yazılı nedenlerle. davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının yatırana geri verilmesine, 17.2.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.

Konuya ilişkin hukuki danışmanlık almak için uzman ekibimiz ile iletişime geçebilirsiniz.

Benzer ilginizi çekebilecek yazılarımız;

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat 9 Daire 59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Evlilik Sözleşmesi Nedir?

Evlilik Sözleşmesi Nedir?

Evlilik Sözleşmesi Nedir? İzmir Boşanma Avukatı

Halk arasında evlilik sözleşmesi olarak bilinen mal rejimi sözleşmesi, evlenecek olan çiftlerin veya hali hazırda evli olan eşlerin evlilik sırasında ve evliliğin sona ermesi durumunda mal varlıklarını nasıl yöneteceklerini, mal rejimi konusunda tarafların hak ve yükümlülüklerinin neler olacağını ve evlilik sona erdiğinde malların ne şekilde tasfiye edileceğini düzenleyen ve resmi şekilde yapılması gereken bir aile hukuku sözleşmesidir. Tanımdan da anlaşılacağı üzere bu sözleşme evlenmeden önce yapılabileceği gibi gibi evlendikten sonra da yapılabilir.

Evlilik Sözleşmesinin Sınırları Nelerdir?

Hukukumuzda Sözleşme Serbestisi ilkesi mevcuttur. Bunun anlamı taraflar diledikleri konularda dilediği şekilde sözleşme yapabilirler. Ancak bunun bazı sınırları vardır.

Bu sınırlar Türk Borçlar Kanunu’muzda “Sözleşmenin konusunun;

  • Kanunun emredici hükümlerine aykırı olamayacağı,
  • Kamu Düzenine aykırı olamayacağı,
  • Kişilik Haklarına aykırı olamayacağı
  • Sözleşmenin konusunun imkansız olamayacağı

Hükme bağlanmıştır.

Dolayısıyla eğer taraflar avukat vasıtası ile bir sözleşme düzenlemiş olsa dahi kanunun emredici hükümlerine aykırı hükümler mevcutsa veya sözleşmenin konusu imkansız ise bu takdirde sözleşme geçersizdir. Hiçbir hüküm ifade edemez. Örneğin evlilik sözleşmesine ” Taraflar asla çocuk yapmayacaklardır” , ”Evlendikten sonra alkol kullanmayacaklardır. Alkol kullanılması halinde diğer eş açısından boşanma sebebi sayılacak ve alkol kullanan eş diğer eşe tazminat ödeyecektir” gibi kişilik haklarına aykırı hükümler konulamaz.

Evlilik Sözleşmesinin Geçerlilik Şartları Nelerdir?

Evlilik sözleşmesi, yukarıda sayılan kanuna aykırı hükümleri içermemek kaydı ile bir avukat vasıtası ile tarafların taleplerine ve kişisel malvarlıkları, talepleri hakkında konuşularak detaylı bir şekilde hazırlanır ve noter tarafından bu hazırlanan sözleşmenin tasdik edilmesi ile geçerli hale gelir.

Evlilik sözleşmesi evlenmeden önce veya evlendikten sonra yapılabilir. Evliliğin devam ettiği sırada, eşlerin noter aracığıyla onaylattığı evlilik sözleşmesi onay tarihinden itibaren hüküm ifade etmeye başlayacaktır. Evlilik tarihinden önce ise evlilik sözleşmesinin hüküm ifade etme tarihi ise resmi nikahın yapıldığı tarihtir.

Hangi Mal Rejimi Seçilebilir?

Türk hukuk sistemi dört farklı mal rejimi uygulamasını içermektedir. Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi , yasal mal rejimi olarak kabul edilmiştir. Yani, eşler evlenirken mal rejimlerinden hangisi seçecekleri konusunda bir beyanda bulunmamışlar ise ya da diğer mal rejimlerine dair bir sözleşme imzalamamışlar ise bu takdirde yasa gereği edinilmiş mallara katılma rejimine tabidirler. Bu itibarla edinilmiş mallara katılma rejimi için bir sözleşme düzenlenmesine gerek olmadığını söylemek mümkündür.

Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi: Eşlerin, evlilik süresi boyunca para ve emekleri ile kazanmış oldukları malların, evlilik sona erdiğinde yarı yarıya paylaşmalarını belirten bu rejim, kanuni mal rejimi olarak da bilinmektedir. (Eşler herhangi bir sözleşme yapmamış, diğer mal rejimlerinden birini de tercih etmiş olmamaları halinde eşler arasındaki mallara edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanmaktadır.)

· Mal ayrılığı Rejimi: Eşlerin mallarının ayrı olduğunu ifade eden bu rejime göre her eşin malı kendisine ait olur, paylaşım söz konusu değildir.

· Paylaşımlı Mal Ayrılığı: Kendi malları üzerinde tasarruf hakkına sahip olan eşlerin, kime ait olduğu belli olmayan mallar üzerinde ortak paylaşım hakkına sahip oldukları mal rejimi türüdür.

· Mal Ortaklığı: iki farklı mal çeşidinin olduğu bu mal rejiminde, eşlerin kendi malları ve ortak mallar vardır. Eşlerin evlilik süresi boyunca beraber edindiği ortak mallar üzerinde, eşlerin bir bütün olarak tasarruf hakkı mevcuttur.

Mal Ayrılığı Rejimi

  • En çok tercih edilen paylaşım türüdür.
  • Tasfiye yapılmaz, eşler kendi mallarına sahip olmaya devam eder.

Paylaşmalı Mal Ayrılığı Rejimi

  • Mal ayrılığının özel bir türüdür.
  • Eşler kendi mallarına sahip olmaya devam eder, bazı denkleştirmeler yapılır.

Mal Ortaklığı Rejimi

  • Mal ayrılığının tam tersidir.
  • Kişisel mallar da dahil olmak üzere tüm malların ortak paylaşımıdır.

Kişisel Mallar Nelerdir? Kişisel Mallar Evlilik Sözleşmesine Dahil Edilebilir Mi?

4721 sayılı TMK’nun Kişisel mallar 1. Kanuna göre başlıklı 220. maddesi – Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:

  1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,
  2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,
  3. Manevî tazminat alacakları,
  4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.

Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerinin kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler. Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağını da kararlaştırabilirler.

Detaylı bilgi almak ve sözleşme sürecinin sağlıklı yönetilmesi için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Benzer ilginizi çekebilecek yazılarımız;

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat 9 Daire 59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079

Boşanma Davasında Çocuğun Velayeti Kime Verilir?

Boşanma Davasında Çocuk Kime Verilir

Boşanma Davasında Çocuğun Velayeti Kime Verilir? | Boşanma Davasında Çocuk Kime Verilir | İzmir Boşanma Avukatı

Velayete İlişkin Sık Sorulan Sorular

Türk hukuku yerleşmiş uygulamada 0-3 yaşa kadar çocuğun anne şevkatine muhtaç olduğu düşünülerek velayet anneye verilmektedir. Ancak bu bir zorunluluk değildir. Annenin hasta olması , çocuğu ihmal edecek olması, haysiyetsiz hayat sürmesi vb. durumların varlığı halinde çocuk, küçük de olsa babaya verilebilmektedir. Toplanan deliller ve alınacak uzman raporları doğrultusunda velayete ilişkin karar verecek olan kişi davayı yürüten hakimdir.

3-6 yaş grubunda olan çocuklar için ise, çocuğun anneye bağımlılığının azılmasından dolayı bu yaş grubunda çocuklar için gerekli şartlar sağlanırsa velayeti babaya verilebilecektir.

6-18 yaş grubunda olan çocuklar gerekli olgunluğa sahipse mahkeme tarafından uzman pedegog eşliğinde dinlenmek kaydı ile ve gerekli şartlar sağlandığında anneye de babaya da verilebilmektedir.

Velayet konusunda en önemli husus; çocuğun üstün yararıdır. Çocuk maddi manevi kimin yanında daha iyi şartlara sahip olacaksa velayeti ona verilir. Çocuğun üstün menfaati derken genellikle küçük ve bakıma muhtaç çocuklarda çocuğun bedensel ve sosyal gelişimi, ahlakı, eğitimi, üstün menfaati gözetilerek gerekirse uzman bir pedagog görüşü alınarak çocuğun velayet durumu düzenlenir.

Boşanma davasında velayet hususunda temel ilke “Çocuğun Yüksek Yararı” İlkesidir. Bu itibarla çocuğun kimin yanında kalacağı hususu çocuğun üstün yararına bakılarak değerlendirilir.

Çocuğun Velayeti Hangi Durumlarda Babaya Verilir?

Mahkemeler küçük yaştaki çocukların anne bakım ve şefkatine muhtaç olduğu ve daha iyi bakımının yapılacağı düşüncesiyle çocuğun velayetini anneye verme yönelimindedir. 

Ancak anne yanında kalmak çocuğun bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel güvenliğini tehlikeye sokuyorsa bu durumda çocuğun velayeti babaya verilecektir.  

Örneğin, anne çocuğun bakımını yapmıyor, ilgi göstermiyor, sorumluluklarını yerine getirmiyorsa, çocuk aç kalıyorsa, tek başına bırakılıyorsa, çocuğun anne yanında kalması çocuğun psikolojisini tehdit edici nitelikte ise çocuğun velayeti babaya verecektir. Bir başka ihtimal olarak, anne çocuğun velayetini istemiyorsa, bu takdirde de çocuğun velayeti babaya verilecektir. 

Velayet Davasında Pedagog Raporu Örneği Nasıldır? Eve Ne Zaman Gelir?

Çocuğun velayetine ilişkin mahkemece alınan Sosyal İnceleme Raporu (SİR) ile müşterek çocuğun anne ve babası ile Pedagog aracılığı ile görüşülerek sorular sorulur. Velayete ilişkin görüş bildirilip hazırlanan raporda pedagog, mahkemeye sunulan beyan ve iddiaları özetleyecek velayet talebinde bulunan anne ve baba ile görüşmesini detaylı belirtecek, çocuk ile görüşmüşse çocukla gerçekleştirdiği sohbetini de ekleyerek son olarak velayet hakkının kimde kalması gerektiğine dair beyanda bulunacaktır. Pedagog tarafların yerleşim yerindeki adliyede taraflarla görüşür. İstisnai durumlarda ise eve gelmektedir. Görüşme öncesi tarafları arayarak gün ve saat belirlenir.

Velayeti Annede Olan Çocuğun Babada Kalması Suç mudur?

Velayet annede ise baba yalnızca mahkeme tarafından belirlenen kişisel ilişki günlerinde çocuğu teslim alabilecektir. Ancak bu günler haricinde çocuğu zorla alması ya da teslim edileceği vakit teslim etmemesi halinde ise çocuğun alıkonulması suçunu işlemiş olacaktır.

Velayeti Annede Olan Çocuğun Babanın Onayı Olmaksızın Şehir Dışına Çıkışı Suç mudur?

Velayet hakkını alan annenin şehir dışına çıkmasına bir engel bulunmamaktadır. Şehir dışına çocuğuyla birlikte baba onayı olmadan çıkabilecektir; ancak mahkemenin kurmuş olduğu kişisel ilişki günlerinde çocuğu babaya teslim etmeli, kişisel ilişki günleri haricinde şehir dışına çıkabilmektedir.

Velayeti Babada Olan Çocuğun Anneye Verilmesi Nasıl Olur?

Velayetin değiştirilmesi davası açan anne, çocuğun bakım ve gözetimini daha iyi yerine getireceğini belirterek velayetin değiştirilmesi davası açabilecektir. Velayet hakkı babada olan çocuğun bakımının ihmal edilmesi, çocuğa fiziksel veya psikolojik şiddet göstermesi halinde dava açma hakkına sahiptir.

Çocuğun Velayeti Hangi Durumlarda Anneye Verilmez?

Çocuğa fiziksel veya psikolojik şiddette bulunulması, ebeveynin psikolojik rahatsızlığı olması ve bu rahatsızlığın çocuğu doğrudan etkilemesi, bakım ve gözetiminin ihmal eden ebeveyne velayet hakkı verilmemektedir.

Konuya ilişkin hukuki danışmanlık almak için uzman ekibimiz ile iletişime geçebilirsiniz.

Benzer ilginizi çekebilecek yazılarımız;

Adres: Karşıyaka Tower No:12 Kat 9 Daire 59 Karşıyaka/İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 553 463 7079