Yazar arşivleri: Av. Dilek Yavuz Uysal

Haczedilen Araçların Satışı

Haczedilen Araçların Satışı
Haczedilen Araçların Satışı

Haczedilen Araçların Satışı – İzmir Avukat

İcra talebi yazılı, sözlü veya elektronik ortamda icra dairesine bildirilerek icra işlemleri başlatılır. Borcun dayanağına göre takip türleri değişmektedir. Takibin türüne göre de kanunda borçluya bazı itiraz şekilleri ve süreleri tanınmıştır.

Usulüne uygun şekilde bir icra takibi başlatılınca yasal süreler içerisinde itiraz edilmezse takip kesinleşir. Kesinleşen takibe yönelik borçlunun mal varlıkları sorgulanabilir. Bu sorgulamalarda borçlunun çalışan olup olmadığı, banka hesapları, adına kayıtlı taşınır taşınmaz mevcut olup olmadığı gibi birçok hususa ulaşılabilir. Alacağın tahsili maksadıyla borçlu adına tespit edilen haczi caiz olan mal varlıklarına haciz koyulabilir. Haciz, kural olarak kesinleşmiş bir icra takibinin konusu olan belli bir para alacağının ödenmesini sağlamak için bu yolda talepte bulunan alacaklı lehine, söz konusu alacağı karşılayacak miktar ve değerdeki borçluya ait mal ve haklara icra dairesi tarafından hukuken el konulması olarak tanımlanır.

Haczedilen araçların satışında asıl olan taşınırın borçlu elinden alınarak fiilen borçlunun tasarrufundan çıkarılmasıdır. Taşınırın tutanak altına alınarak satış zamanına kadar borçludan alınıp yediemine teslim edilmesi veya mümkün olması halinde icra müdürlüğü kasasında muhafaza altına alınmasına fiili haciz denir. Ancak bir kısım taşınırlar kendilerine mahsus sicilin tutulduğu bir sisteme kaydedilirler. Araçlar da bu kısım taşınırlardan olup haczi için fiilen borçludan alınmasına gerek yoktur. Kayıtlarının tutulduğu Trafik Sicil Müdürlüklerine haciz müzekkeresi yazılarak sistem üzerinden haciz şerhi konulmasına kaydi/kayden haciz denir.

Haczedilen araçların şerhi, taşınırın bir başkasına devrini engellemektedir. Uygulamada kayden haciz işleminden sonra çoğunlukla malın satışına gidilmeden takibe konu borç ödenmektedir. Yani mahcuzun satışına gidilmeksizin kayden haczin varlığı dahi borçlu üzerinde ciddi yaptırım gücüne sahiptir. Hatta borçlu adına kayıtlı malvarlığına herhangi bir haciz işlenmeksizin icra takibinin başlatılması dahi borcun ödenmesine etkili olduğu görülmektedir.

İcra takiplerinde amaç takibe konu alacağın tahsili ile alacaklının hakkına kavuşmasını sağlamaktır. Yukarıda izah ettiğimiz üzere kesinleşen takiplerde tespit edilen malvarlığına kayden haciz işlendiği halde borcun tahsil edilemediğine sıkça rastlanmaktadır. Yani borçlunun adına kayıtlı malvarlığı olduğu halde borcun ifa edilmediği durumlarla karşılaşılmaktadır. Bu durumda alacaklı tarafından, icra dairesine yeterli miktarda masrafın yatırılması ile araç için fiili haciz/yakalama yoluna gidilmektedir. Zira malvarlığına haciz işlendiği halde malın tasarrufu borçluda olduğundan çoğu zaman tek başına kayden haciz borçlu üzerinde caydırıcı ve borcu ifa etme hususunda teşvik edici olmamaktadır.

Alacağın tahsili amacıyla fiili haczi gerçekleştirilen araç borçlunun tasarrufundan alınarak yediemin otoparkına teslim edilmektedir. Satış talebinden sonra, haczedilen araçların satışında  satışın gerçekleşmesi neticesinde elde edilen meblağın borcu karşılaması halinde takip dosyası infaz edilmiş olacaktır. Ancak uygulamada çoğu zaman işleyiş bu kadar basit olmayabilir. Fiili hacizli araç uzun süreler yediemin otoparkında kalıp çürümeye terkedilebilmektedir. İşte bu aşamadan sonra fiilen haczedilmiş ancak satılmayan araç sorunu ortaya çıkmaktadır. Öyle ki borcun ifası amacıyla fiili olarak haczedilen araç satılmadığından hem borç tahsil edilememiş olacak hem de araç sahibi araçtan mahrum kalacaktır. Bu hali ile direkt takibin tarafları olarak alacaklı ile borçlunun maddi kaybının dışında hacizli malın atıl bırakılması ile ülke ekonomisi bakımından da zarar meydana gelecektir. Haczedilen araçların satışında aracın satılmamasına neden olan birden fazla durum olabilir. Örneğin aracın üzerinde birden fazla haciz bulunması, hacizler arasında öncelikli alacakların olması (Rehinli alacaklar, Kamu alacakları, vergi borçları gibi), sıra cetveli düzenlendiğinde kendi alacağına sıra gelmeyeceği düşüncesi, araç değerinin düşük olması sebebiyle satış masraflarını veya alacak miktarını büyük bir kısmını karşılayamayacak olması ve diğer durumlar gösterilebilir.  Bu noktada Kanun ve mevzuat gereği borçluya da bir kısım yetkiler verilmiştir. Bunlar; İİK. Madde 106 gereği borçlunun satış istemesi ve yeni düzenleme ile getirilen, borçluya satış yetkisi verilmesini (Rızai satış) verebiliriz.

Borçlunun Satış İstemesi:

Uygulamada sık karşılaşılmasa da borçlu, kendi hacizli malının veya icra takibi neticesinde paraya çevrilmesi talep edilen malının cebri icra yoluyla satışını talep edebilmektedir. İİK. Madde 106: “Alacaklı veya borçlu, hacizden itibaren bir yıl içinde haczolunan malın satışını isteyebilir.” hükmü gereğince borçlu da hacizli aracının cebren satılmasını isteyebilecektir. Yani haczedilen aracın cebri icra ile ihaleye çıkarılarak icra müdürlüğü eli ile satılmasını isteyebilecektir. İkinci bir yol ise aşağıda değineceğimiz rızai satıştır.

Borçluya satış yetkisi verilmesi (Rızai Satış):

MADDE 111/a- (Ek:24/11/2021-7343/12 md.)

Borçlu, kıymet takdirinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde haczedilen malının rızaen satışı için kendisine yetki verilmesini talep edebilir. Kıymet takdiri yapılmadığı durumlarda borçlu da kıymet takdiri yapılmasını isteyebilir. İcra müdürü, kıymet takdirinin kesinleşmesinden sonra cebrî satış işlemlerini durdurarak borçluya on beş günlük süre verir. Borçluya verilen sürenin başlangıcından üçüncü fıkra uyarınca verilen icra mahkemesinin kararına kadar geçen sürede alacaklı bakımından satış isteme süresi işlemez.

Rızai satışta bedel, malın muhammen kıymetinin yüzde doksanına karşılık gelen miktarı ile o malla güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazla ise bu miktarı ve ayrıca bu miktara ilave olarak bu aşamaya kadar bu mahcuz için yapılan takip masrafları toplamından az olamaz.

Borçluyla anlaşan alıcının belirlenen bedeli birinci fıkra uyarınca borçluya verilen on beş günlük süre içinde dosyaya ödemesi hâlinde icra müdürü, gerekli bilgi ve belgeleri temin ettikten sonra yukarıda belirtilen şartların bulunduğunu tespit ederse satışın onayı ile malın devir ve teslim işlemlerinin yapılmasına karar verilmesi için dosyayı derhâl icra mahkemesine gönderir. Mahkeme, en geç on gün içinde yapacağı inceleme sonucunda dosya üzerinden talebin kabulüne veya reddine kesin olarak karar verir. Kabul kararıyla malın mülkiyeti alıcıya geçer ve tüm hacizler kaldırılarak devir ve teslim işlemleri gerçekleştirilir. Ret kararı verilmesi hâlinde yatırdığı bedel alıcıya iade edilir…

Görüleceği üzere yeni düzenleme ile, borçluya, cebri icra takibi esnasında haczedilen araçların satışında rızaen satış hakkı tanınmıştır. Kıymet takdiri raporunu tebliğ alan borçlu, (Kıymet takdiri raporu alınmamışsa yine talep ile yeteri miktarda masrafı yatırılarak rapor aldırılabilir) 7 gün içerisinde, icra dairesinden, malın rızaen satışı için yetki isteyebilir. Bu istek neticesinde, icra müdürü, borçluya, 15 günlük bir süre verir. Borçlu bu süre içinde aracın alacaklısı ile aracın muhammen bedelinin %90’ından az olmamak koşulu ile anlaşıp satış değerini icra dosyasına ödemesi gerekmektedir. Bedelin dosyaya yatırılmasını müteakip İcra müdürü gerekli belgeleri temin ettikten sonra satışın onayı için dosyayı derhal icra mahkemesine gönderir. Borçlunun rızaen yaptığı satış, icra hukuk mahkemesince tasdik edilmediği sürece tescil gerçekleşmeyecektir. İcra hukuk mahkemesi rızai satışa ilişkin incelemesini, 10 gün içerisinde karar bağlamakla yükümlüdür.

Aracı haczedilen ve yediemin otoparkında uzun süre bekletilen ve kullanılmadığından çürümeye terkedilen bir aracın satılmasının borçlunun da yararına bir işlem olduğu açıktır. Zira haczedilen malvarlığı değer kaybetmeden satılması ile borçlunun da pasif varlığı azalacak belki de borç miktarı katlanmadan ifa edilecektir. Kısaca değindiğimiz üzere cebri icra neticesinde haczedilen malın satışını borçluda talep edebilmekte hatta yetki alınarak bizzat satışı dahi yapılabilmektedir.

İlginizi çekebilecek benzer çalışmalarımız;

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Cinsiyet Değişikliği İçin Gerekli Sağlık Raporları

Cinsiyet Değişikliği İçin Gerekli Sağlık Raporları

Cinsiyet Değişikliği İçin Gerekli Sağlık Raporları – İzmir Avukat

Cinsel kimliğin belirlenmesi için, hastanelerde cinsel kimlik konseyleri oluşturulmuştur. Bu konsey içerisinde bir psikiyatr, bir plastik cerrah, bir kadın doğumcu, bir ürolog, bir genetikçi, bir endokrinolog ve de bir de hukukçu bulunmaktadır.

Hekimler cinsiyet değişikliği talep eden kişinin, psikolojik ve fiziksel anlamda ameliyat olmaya hazır olup olmadığı hususunu inceleyerek detaylı bir kurul raporu oluşturmakla görevlidir. Bu süreç öncelikle cinsiyet değişikliği yoluna gitmek isteyen kişinin hastaneye ve ameliyat izni için hukuki süreçleri yürütmesi adına bir avukata başvurması ile başlar. Sürecin başında avukatla çalışmanın faydası ; sürecin hızlı ilerlemesi, hukuki engeller durumunda derhal müdahale edilebilmesi, hastane randevularının hızlı ve erkene alınabilme noktasında ortaya çıkar.

Bir avukata başvurarak cinsiyet değişikliğine izin istemli dava açan ve akabinde derhal hastaneye başvuran kişinin ilk yönlendirileceği doktor psikiyatr olacaktır. Burada belirtmekte fayda vardır ki, özel hastanelerde veya özel muayenehanelerde yapılacak testler ve alınan randevular hukuki süreç için yetersizdir. Bulunulan şehirdeki bir eğitim ve araştırma hastanesine başvuru şart olup, burada hukuki süreç takibinin önemi de bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

 Cinsiyet değişikliği talebi ile hastaneye başvuran kişiye yaklaşık dokuz aylık süreç boyunca psikiyatr randevuları verilerek bireyin ruhi yönelimi ve ameliyata hazır olup olmadığı, kararlılığı incelenmeye çalışılır. Yine bu süreç devam ederken kişi, endokrinoloğa yönlendirilerek hormon tedavisine başlanır.   Yaklaşık dört beş ay içerisinde kişinin vücudunda değişiklikler meydana gelecektir. Örneğin adet düzensizlikleri artabilir, ses kalınlaşır veya vücutta kıllar oluşur. Kişi bu durumdan mutluluk duyuyorsa, psikiyatr kişinin cinsiyet dönüşümünün gerekliliği kanaatine varacaktır.

Cinsel Kimlik Konseyleri; İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul Cerrahpaşa, Ankara Hacettepe ve İstanbul Çapa Hastaneleri’nde bulunmaktadır. Diğer eğitim ve araştırma hastanelerinde ne yazık ki trans başvurucuların yeterli hizmeti, hızlı ve herhangi bir ayrımcılığa uğramadan almaları nadir olmaktadır.

Dava aşamalarından en önemlisi alınacak eğitim ve araştırma hastane raporları sonucunda geçiş işleminin ruhen ve bedenen zorunlu olmasını (transseksüel) gösterir raporudur. ”Cinsel Kimlik Konseyi” adı verilen konseyde psikiyatr,  plastik cerrah, kadın doğumcu, ürolog ve genetikçi, endokrinolog ve bir de hukukçu yer alır.  Cinsiyet değişikliği ameliyatına izin verilmesi için bu konsey tarafından düzenlenecek olumlu rapora ihtiyaç vardır. Akabinde düzenlenen olumlu rapor mahkemeye gönderilir ve ameliyat aşamasına geçilir.

Cinsiyet değiştirme davasının işleyişi, aranan şartlar ve hukuki düzenlemeleri içeren detaylı yazımıza, https://www.efeshukuk.com/cinsiyet-degistirme-davasi/ linkinden ulaşabilirsiniz.

Benzer ilginizi çekebilecek yazılarımız;

İzmir Boşanma Avukatı

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Mirasçılık Belgesinin İptali Davası

Mirasçılık Belgesinin İptali Davası

Mirasçılık Belgesinin İptali Davası – İzmir Avukat

Veraset ilamı, murisin (miras bırakan) ölümünden sonra mirasçı olan kişilerin gösterildiği belgedir. Veraset ilamı noterden veya sulh hukuk mahkemesinden mirasçıların alabileceği belgedir. Mirasçılık belgesinin iptali davası ise, mirasçılık belgesinin hukuka veya maddi gerçeğe aykırı olması halinde hatalı veraset ilamının iptali için açılan davaya verilen isimdir.

Mirasçılık Belgesinin İptali Davasının Tarafları

Mirasçılık belgesinin iptali davasını, mirasçılık belgesinin maddi veya hukuka aykırı olarak düzenlenmesinden hak kaybına uğrayan yasal veya atanmış mirasçılar açabilir. Şu halde, bu davayı açmanın ilk koşulunun mirasçı olmak olduğu söylenebilir. Mirasçılık belgesinin iptali davasının yöneltilmesi gereken kişiler, mirasçılık belgesindeki diğer tüm mirasçılardır. Davanın tüm mirasçılara yöneltilmesinin sebebi, dava sonunda açıklanacak olan hükmün tüm mirasçıların durumunu etkileyecek olmasındandır. Dava açan kişiden başkaca atanmış veya yasal mirasçı olmaması halinde davanın hazineye yöneltilmesi gerekmektedir.

İptali Davası Şartları

  1. Davalı Belirtilmelidir
    Mirasçılık belgesinin iptali davasının öncelikle doğru davalıya karşı açılması gerekmektedir. Bu davanın hasımsız olarak açılması mümkün değildir. Yargıtay da yerleşik içtihatlarında mirasçılık belgesinin iptali davasının sonucunda mirasçıların hukuksal durumlarının önemli ölçüde değişeceğinden sebeple miras belgesinde gösterilen kişilerin, bunlar ölmüşlerse mirasçılarının hasım olarak gösterilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Aksi halde taraf koşulu kamu düzeninden olduğundan taraflarca öne sürülmese dahi hakim kendiliğinden söz konusu koşulu inceleyerek davanın reddi kararı verebilecektir.
  2. Maddi Hata Mevcut Olmalıdır
    Mirasçılık belgesinde hukuki veya maddi hatanın bulunması gerekir. Veraset ilamında hukuki veya maddi hata olmaması halinde mahkeme tarafından davanın reddedileceği açıktır. Her ne kadar mirasçılık belgesinde hukuki veya maddi hatanın olması bir şart olarak belirtilmişse de söz konusu hatanın açık bir şekilde dava dilekçesinde ifade edilmediği ihtimalde mahkemenin söz konusu hatayı kendiliğinden inceleme gibi bir imkanı yoktur. Bu sebeple dava yine reddedilecektir. Bu nedenle süreç öncesinde ve takibinde önce avukat yardımı alınmalıdır.

Mirasçılık Belgesinin İptali Davası Ne Kadar Sürer ?

Mirasçılık belgesinin iptali davasının ne kadar sürede sonuçlanacağı ile ilgili kesin bir bilgi vermek doğru olmayacaktır. Zira her somut olay bakımından mirasçıların sayısına ve ihtilafın nedenine göre süre değişecektir.

Örnek vermek gerekirse mirasçılık belgesinde maddi bir hata olması halinde dava kısa bir sürede sonuçlanabilecekken, mirasçıların pay oranlarına ilişkin bir ihtilaf olması halinde daha uzun bir sürede sonuca ulaşılacaktır. Yine aynı şekilde mirasçı sayısının fazla olması ve mirasçılara yapılacak tebligatların ulaşamaması ve ikinci kez tebligat çıkarılması gibi hususlar dava sürecini olumsuz etkilemektedir. Genel olarak bir seneyi geçmeyen bir süreç olduğunu söylenebilir.

Mirasçılık Belgesinin İptali Davasının Zamanaşımı

Türk Medeni Kanunu Madde 598 – Başvurusu üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, sulh mahkemesince veya noterlikçe mirasçılık sıfatlarını gösteren bir belge verilir. Mirasçı atamaya veya vasiyete ilişkin ölüme bağlı tasarrufa mirasçılar veya başka vasiyet alacaklıları tarafından kendilerine bildirilmesinden başlayarak bir ay içinde itiraz edilmedikçe, lehine tasarrufta bulunulan kimseye, sulh mahkemesince atanmış mirasçı veya vasiyet alacaklısı olduğunu gösteren bir belge verilir. Mirasçılık belgesinin geçersizliği her zaman ileri sürülebilir. Ölüme bağlı tasarrufun iptaline ilişkin dava hakkı saklıdır.

Kanunda da belirtildiği üzere mirasçılık belgesinin iptali davası zamanaşımına tabi değildir. Hukuki yararı olan mirasçıların her biri herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın davayı açabilecektir.

Dava Masrafları

Mirasçılık Belgesininin ptali davası genel olarak maktu harca tabidir. Bu harçlar her sene yeniden belirlenen ve genellikle yüksek olmayan miktarlardadır. Ancak her somut olaya göre davanın kapsamı ve yapılacak işlemler doğrultusunda masraflar değişebilecektir. Örneğin davanın yöneltileceği mirasçı sayısının artması tebligat giderleri bakımından dava masraflarını artırabilir.

Mirasçılık Belgesininiptali davası dikkatle takip edilmesi gereken dava türlerindendir.  Mirasçılık belgesindeki gerçeğe aykırılığın kim üzerinde gerçekleştiği ve bunun hukuki sebebi önem arz etmektedir. Söz konusu tespitlerin yanlış yapılması halinde sürecin uzaması ve hak kayıplarının yaşanması kaçınılmazdır. Mirasçılık belgesinin iptali davası dilekçesinin profesyonelce hazırlanması, istenilen sonuca ulaşılması açısından önemlidir. İhtilafın konusu, davanın yöneltileceği kişiler, hukuki sebepler her somut olay bakımından farklılık arz etmektedir. Aksi halde kişilerin hak ve zaman kaybı yaşaması kaçınılmazdır.

Miras Hukukuna İlişkin İlginizi Çekebilecek Diğer Çalışmalarımız;

İzmir Miras Avukatı

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Kiracı Evi Göstermek Zorunda Mı?

Kiracı Evi Göstermek Zorunda Mı?

Kiracı Evi Göstermek Zorunda Mı? – İzmir Avukat

Taşınmaz sahibinin taşınmazını kiraya vermiş olsa da tasarruf yetkisi sebebi ile dilediği zaman taşınmazını satabilir. Bu taşınmazı satmak istemesi halinde zorluk çıkaran ve evi muhtemel alıcılara göstermekten kaçınan kiracılara karşı ne yazık ki salt bu nedenle tahliye davası açmak hem hak hem de zaman kaybına neden olmaktadır. Özellikle ülkemizde uzun süren yargılamalar nedeniyle ev sahipleri çoğu zaman tahliye davalarıyla uğraşmak yerine evlerini satmayı dahi düşünmektedir. Hukuk önünde dezavantajlı konumda olan kiracıların hakları bilinmekte ancak kiraya verenler haklarından haberdar olmamaktadır. Bu nedenle emsali az görülen bir dava türüne değinmekte fayda görüyoruz.

Taşınmazın satışının gerçekleşmesi durumunda yeni malik, kira sözleşmesinin tarafı haline gelir. Kiralananı sonradan edinen kişi, onu kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla, kira sözleşmesini altı ay sonra açacağı bir davayla sona erdirebilir. Bu süreçleri yaşamak istemeyen kiracılar işi yokuşa sürmek için ya da başka sebeplerden dolayı alıcı adaylarına evi göstermek istemeyebiliyor.

Peki, kiracı evi göstermiyorsa ne yapılır? Kiracının evi gösterme zorunluluğu var mı?

Kira sözleşmesi kapsamında kiracının borçlarından birisi de Türk Borçlar Kanunu m.319’da düzenlenen ”kiralananın gösterilmesine katlanılmasına” ilişkindir. Uygulamada özellikle konut kiralarında; kiraya verenin, kiralanan evin gösterilmesi talebinin ardından taraflar arasında uyuşmazlıklar yaşandığı görülmektedir.

Türk Borçlar Kanunu m.319/2-3 Maddesi gereğince; Kiracı, bakım, satış ya da sonraki kiralama için zorunlu olduğu ölçüde, kiraya verenin ve onun belirlediği üçüncü kişinin kiralananı gezip görmesine izin vermekle yükümlüdür.

Madde 319/3- Kiraya veren, çalışmaları ve kiralananın gezilip görüleceğini uygun bir süre önce kiracıya bildirmek ve bunların yapıldığı sırada kiracının yararlarını göz önünde tutmak zorundadır. Kanun maddesinden de açıkça anlaşılacağı üzere kiralananı bakım, satış ve sonraki kiralama için gerektirdiği ölçüde kiraya veren ve onun belirlediği üçüncü kişilere kiracının evi gösterme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bir başka deyişle kiraya veren tarafından usulüne uygun olarak yapılan bir kiralananın gösterilmesi talebinin kabul edilmemesi hukuka aykırı olacaktır. Kiracı, kiralananı satın almak ya da kendisi çıktıktan sonra kiralamak isteyenlerin görmesine ve gezmesine izin vermekle yükümlüdür. Ancak bu yapılırken kiracıya en uygun zaman seçilmeli, bu bağlamda kiracının çıkarları hakkaniyete uygun olarak gözönünde bulundurulmalıdır. Bu itibarla kiracıya yüklenecek bu yükümlülüğün tarafların yararları ve hakkaniyete uygun olarak saptanması zorunludur.

Davanın görülmesi aşamasında incelenen durumlar şöyledir: Taşınmazın niteliği bulunduğu mevki göz önünde tutularak muhtemel satılabilme süresi tespit edilmelidir. Bu süre içesinde de hangi gün ve saatlerde gösterilmesinin uygun olacağı, hem kiracı hem de ev sahibinin menfaati göz önüne alınarak belirlenmelidir. Kiracının iş ve beşeri ilişkileri de göz önüne alınarak gün ve saatin belirlenmesi gerekir. Hakim davayı duruşmalı olarak yürütmelidir. Taraf delillerinin toplanması açısından bu durum önemlidir. Mahkemece, duruşma açılarak taraf delilleri birlikte değerlendirilerek neticesine göre bir karar verilmesi gerekir.

Evi göstermeyen kiracı veya ev sahibi ve kiracının hangi gün ve saatlerde evin gösterileceği hususunda anlaşamaması halinde ise ev sahibinin Sulh Hukuk Mahkemesi’nde Kiralananı Göstermeye İzin İstemli dava açabilecektir. Başvurunun ardından mahkeme taşınmazın muhtemel satış süreci, konumu, kiracının iş ve çalışma saatleri gibi hususları inceleyerek belli bir süre için haftanın belli gün ve saatinde evi alıcılara gezdirme konusunda tedbir kararı verir. Örneğin üç ay süre ile cuma ya da cumartesi günleri saat 12-18 arasında taşınmazın gösterilmesi yönünde karar verilir. Uygulamada kiracının evi gösterme yükümlülüğüne ilişkin dava açılabileceği bilinmediği için genelde eşitli sebeplerle tahliye davaları
açılıyor. Fakat tahliye hususunda geçerli bir tahliye sebebi olmaksızın açılacak dava madden ve zaman olarak kayıp olacağı gibi; uzun süren yargılama süreçleri sebebi ile taşınmazdan alınacak faydayı da düşürüyor.

İlgili Yargıtay Kararları:

T.C. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin E. 2006/14139, K. 2007/822 sayılı 30.1.2007 tarihli kararında, uyuşmazlık, davalıya kiralanan ancak davacı tarafça satılmak istenen mecurun müşterilere gösterilmesi konusunda çıkan muarazanın meni talebinden kaynaklanmaktadır. Mahkemece, mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılarak, ekonomik koşullar, taşınmazın bulunduğu yer, taşınmazın nitelikleri vs. özellikler değerlendirilerek ne kadar sürede satılabileceği tespit edilerek, mecurun gösterimine bu süre ile sınırlı olarak izin verilmesi gerektiği’ hüküm altına alınmıştır.

Bu durum karşısında ( görevli olması halinde ) mahkemece yapılacak iş; uzman bilirkişi aracılığı ile yerinde inceleme yapılmak, kiralananın niteliği, bulunduğu mevki, dairenin satılabilme süresine etkili sosyal, ekonomik koşullar, diğer özel ve genel faktörler ile birlikte tarafların yararları değerlendirilmek, hakkaniyete uygun denge kurmak suretiyle satışın yapılabileceği muhtemel, makul ve münasip bir süre ile ayrıca bu süre içinde de hangi gün ve saatlerde kiralananın gösterilmesine izin verilmesinin uygun olacağı saptanmak ve hasıl olacak uygun sonuç çerçevesinde karar vermekten ibaret olmalıdır (3 HD, 09.10.2001 T., Esas: 2001/8142, Karar: 2001/8911)

Kira ve Taşınmaz Hukukuna İlişkin Diğer Yazılarımız İçin;

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Israrlı Takip Nedir?

Israrlı Takip Nedir?

Israrlı Takip Nedir? – İzmir Avukat

Israrlı takip suçu Türk Ceza Kanununda; fail tarafından, mağdur istemediği halde kendisine veya yakınına yönelik olarak ısrarlı biçimde araçla, iletişim vasıtasıyla, sözle, hareketle veya hukuka aykırı başka bir davranışla gerçekleştirilen; hukuken korunan bir hakkın güvenliği bakımından korku duyulmasına neden olan rahatsız edici veya tehditkar fiiller olarak tanımlanmaktadır.

27.05.2022 Tarihinde, “7406 Sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” Resmi Gazetede yayınlanmış olup ısrarlı takip suçu eklenmiştir. Türk Ceza Kanunu’nun 123. Maddesinde kişinin huzur ve sükununu bozma suçuna ek olarak 123/A maddesi düzenlenmiştir.

Israrlı takip düzenlemesinin temel amacı, özellikle kadına yönelik şiddet içeren fiiller henüz işlenmeden failin cezalandırılarak mağdurun korunmasıdır. Ancak ısrarlı takip suçu TCK 123/A maddesinde failin ve mağdurun cinsiyetinden bağımsız bir şekilde herkesin herkese karşı işleyebileceği bir suç olarak düzenlenmiştir.

Kanuni Düzenlemeyi İnceleyecek Olursak

TCK m.123/A Israrlı Takip (1) Israrlı bir şekilde; fiziken takip etmek ya da haberleşme ve iletişim araçlarını, bilişim sistemlerini veya üçüncü kişileri kullanarak temas kurmaya çalışmak suretiyle bir kimse üzerinde ciddi bir huzursuzluk oluşmasına ya da kendisinin veya yakınlarından birinin güvenliğinden endişe duymasına neden olan faile altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Suçun; a) Çocuğa ya da ayrılık karan verilen veya boşandığı eşe karşı işlenmesi, b) Mağdurun okulunu, işyerini, konutunu değiştirmesine ya da okulunu veya işini bırakmasına neden olması, c) Hakkında uzaklaştırma ya da konuta, okula veya iş yerine yaklaşmama tedbirine karar verilen fail tarafından işlenmesi, halinde faile bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.Bu maddede düzenlenen suçun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır.

Özetle; TCK 123/A temel halinin cezası 6 ay ila 2 yıl arası hapis , TCK m.123/A2’de düzenlenen nitelikli halinin cezası 1 yıl ila 3 yıl arası hapis cezasıdır. Israrlı Takip Suçunun Unsurları • Israrlı takip suçunun faili herkes olabilmektedir. Herkes bu suçu işleyebilir. Bunun yanında suçtan mağdur olacak kişi de herkes olabilecektir. • Israrlı takip suçu, bağlı seçimlik hareketli bir suçtur. Suçun oluşumu için mağduru fiziken takip etmek ya da haberleşme ve iletişim araçlarını, bilişim sistemlerini veya üçüncü kişileri kullanarak temas kurmaya çalışmak suretiyle bir kimse üzerinde ciddi bir huzursuzluk oluşmasına ya da kendisinin veya yakınlarından birinin güvenliğinden endişe duymasına ısrarla telefon edilmesi veya gürültü yapılması veya hukuka aykırı bir davranışta bulunması gerekmektedir.

• Suç, kasten işlenebilen bir suçtur. İsteyerek ve bilerek ısrarlı takip suçu işlenebilecektir. Belirli bir kimseye yapılacak olan hareket, mağdurun huzur ve sükununu bozma amacıyla yapılmalıdır. Bu suçun taksirle işlenmesi mümkün olmayacaktır.

• Israrlı takip suçuna ilişkin ceza davasının sonuçlanmasının sonucunda ya da yargılama aşaması devam ederken tazminat davası açılabilir. Kişi failin işlemiş olduğu suç nedeniyle mağdurun uğramış olduğu maddi ve manevi zararların tazminini talep etmek amacıyla tazminat davası açılabilecektir.

Israrlı Takip Suçunun Şartları Nelerdir?

Israrlı takip suçu Türk Ceza Kanununda hürriyete karşı işlenebilen suçlar kısmında düzenlenmiştir. Ancak, bu suç şikayete tabidir. Dolayısıyla ancak şikayetin varlığı halinde suçtan söz edilecektir. Israrlı takip suçu seçimlik hareketli bir suçtur. 2 tür hareketle bu suç işlenebilir. Bu hareketler şu şekildedir:

1.Mağduru fiziken takip etmek,

2. Mağdur ile; haberleşme ve iletişim araçlarını kullanarak ya da bilişim sistemini kullanarak ve üçüncü kişiler vasıtası ile temas kurmaya çalışmaktadır.

İlginizi çekebilecek diğer çalışmalarımız;

İzmir Ceza Avukatı

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Dezenformasyonla Mücadele Yasası

Dezenformasyonla Mücadele Yasası

Dezenformasyonla Mücadele Yasası – İzmir Avukat

TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen Dezenformasyonla Mücadele Yasası ile internette hizmet veren platformlara, yayıncılara ve servis sağlayıcılarına çeşitli yükümlülükler getirildi. Söz konusu düzenlemelerin bazıları kişilik haklarının korunması, haber sitelerinin içerik saklama yükümlülüğü, yasa dışı içerikler hakkında bilgilendirilme konularında yararlı olsa da söz konusu düzenlemenin 29. Maddesi sebebi ile sosyal medyada büyük yankı uyandırdı. Sosyal medya yasası ismi ile bilinen yasa maddelerinin düzenlemeleri özetle;

Çocukların, gençlerin ve ailenin, internetin yasa dışı içerikleri hakkında bilinçlendirilmesi ve güvenli kullanımı konusunda bilgilendirilmesi için Erişim Sağlayıcıları Birliği’ne ilave görevler verilecek.

Tüm haber siteleri, yayınladıkları içerikleri saklamak zorunda olacak. Böylelikle hukuka aykırı içeriklerin yok edilmesi ve keyfi olarak ortadan kaldırılmasının önüne geçilmiş olacak.

Kişilik hakkının zedelenmesi şikayeti ile mahkemeye başvuru yapıp içeriğin kaldırılması talebinde bulunan ve talebi mahkemece kabul edilen kişiler artık diğer siteler için başvuru yaptığında mevcut karar bu adresler için de uygulanacak. Her site için ayrı karar çıkarılması gerekmeyecek.

Yeni yasa ile künye belirtmeksizin internet haberciliği yapmak mümkün olmayacak. TBMM Genel Kurulu’nda, Basın Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa Teklifi’nin görüşmelerine 29’uncu maddeden başlandı. Yasanın 29. Maddesinin Meclis’te kabul edilmesinin ardından ise sosyal medya kullanıcıları maddenin özelliklerini araştırmaya başladı. Dezenformasyonla mücadele yasası kapsamında kabul edilen ve halk arasında tartışmalara sebebiyet veren 29. maddeyle; ” Halk arasında endişe, korku veya panik yaratma saikiyle ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayın yapan kimseye, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası” öngörülüyor.

Yeni yasayla beraber “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçu tanımlanıyor. Suçun oluşması için şu 5 şart aranacak : Yayılan haber gerçek değilse, ülkenin güvenliği ve kamu sağlığını ilgilendiriyorsa, halk arasında korku, panik ve endişe oluşturma kastı varsa , kamu barışını bozmaya yönelik ise aleni ise (yani ilgisi olmayan kişilere ulaşabilecekse) kişilere 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilebilecek. Sosyal medya yasası ile adli merciler tarafından talep edilen bilgiler verilmezse , sosyal ağ sağlayıcılarının internet trafiği bant genişliği de yüzde 90 oranında daraltılabilecek. Bu minvalde baktığımızda özellikle suçun unsurları bakımından pek çok durumun bu maddeye sokulabileceği kanısı ile sosyal medyada büyük tepki topladı. Zira bilinçli olarak yapılan yalan haberlerin yanı sıra, pek çok bilgi ve haber sosyal medyada kullanıcılar tarafından sıklıkla paylaşılmakta. Bu paylaşımlar zaman zaman ekonomik, siyasi, gündeme yönelik bilgilendirme ve yardım arama amacı içeriyor. Örneğin bir istismarı duyurmaya yönelik haber yapıldığında, yalan haber olduğu taktirde bu haberi yapan ve paylaşanlara ceza verileceğinden bahsediliyor. Peki kullanıcı, bu haberlerin doğruluğunu tespit edebilir mi? Veya nasıl tespit edecek? Burada sosyal medya kullanıcılarının ”halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu” tanımının muğlaklığı da tedirgin ediyor. Zira yalan haber ve yanıltıcı bilginin kime ve neye göre tanımlanacağı belli değil.

Bir başka tartışma yaratan zorunluluk ise whatsapp, instagram, facebook, youtube gibi yaklaşık iki milyondan fazla kullanıcısı olan fakat Türkiye’de genel merkezi bulunmayan bu uygulamalara da genel merkez açma zorunluluğu getirilmesi yönünde. Düzenlemede Türkiye’de ofis açma ile birlikte Türkiye temsilcisi bulundurma zorunluluğu da mevcut. Temsilcinin gerçek kişi olması halinde, bu kişinin Türkiye’de ikamet etmesi ve Türk vatandaşı olması gerekecek. Bu uygulamalar Türkiye’de merkez açmayı kabul edecek mi sorusu akıllarda. Türkiye’de genel merkez açılmaması durumunda da başta reklam kısıtlamaları, akabinde ise uygulamalara yapılacak kısıtlamalarla uygulamaların yavaşlık sebebi ile kullanılamaz hale geleceği tedirginlik yaratıyor.

İlginizi çekebilecek benzer çalışmalarımız;

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Ön Ödemeli Konut Satışı

Ön Ödemeli Konut Satışı – İzmir Avukat

Ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde yaşanan en önemli sorunlardan biri bazı satıcıların konut için birden çok üketici ile sözleşme yaparak yüksek miktarda para toplamaları ancak daha sonra çeşitli nedenlerle konutların tüketicilere teslim edilememesidir. Bu ve benzer sorunların yaşanmasını engellemek amacıyla, konut adedi otuz ve üzerinde olan projeler için ön ödemeli konut satışına başlamadan önce; projenin kapsamı, koşulları ve uygulama esasları Hazine Müsteşarlığınca belirlenen bina tamamlama sigortası yaptırılması veya banka teminat mektubu, hakediş sistemi ya da bağlı kredi ile teminat seçeneklerinden birinin sağlanması veya Bakanlık tarafından uygun görülecek ve tüketicinin tüm ödemelerini garanti altına alacak başka bir yöntem sunulması zorunluluğu getirilmiştir. Bu sayede, ön ödemeli konut satışı aracılığıyla konut edinmek amacıyla yüksek meblağlar ödemiş olan tüketicilerin, satıcı iflas etse bile bina tamamlama sigortası veya diğer teminat yöntemleri sayesinde nihai amacı olan konutları edinmeleri sağlanmış olacak veya tüketiciler ödedikleri tutarları iade alabileceklerdir.

1. Tüketicinin Cayma Hakkı

Tüketici, 14 gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin ön ödemeli konut satış sözleşmesinden cayma hakkına sahiptir. Cayma hakkının kullanıldığına dair bildirimin bu süre içinde satıcıya noterlikler aracılığıyla yöneltilmesi yeterlidir.

Tüketicinin ön ödemeli konut satışında sözleşme tarihinden itibaren, caymaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, yirmi dört aya kadar herhangi bir gerekçe göstermeden sözleşmeden dönme hakkı vardır. Sözleşmeden dönme bildiriminin satıcıya noterlikler aracılığıyla yöneltilmesi yeterlidir.

Sözleşmeden dönülmesi durumunda satıcı; konutun satışı veya satış vaadi sözleşmesi nedeniyle oluşan vergi, harç ve benzeri yasal yükümlülüklerden doğan masraflar ile sözleşme tarihinden itibaren ilk üç ay için sözleşme bedelinin yüzde ikisine, üç ila altı ay arası için yüzde dördüne, altı ila on iki ay arası için yüzde altısına ve on iki ila yirmi dört ay arası için de yüzde sekizine kadar tazminatın ödenmesini isteyebilir.

2. Sözleşmenin Geçerlilik Şekli

Ön ödemeli konut satış sözleşmesinin tapu siciline tescil edilmesi gerekmektedir. Bu, sözleşmenin geçerlilik şartıdır. Bununla birlikte taraflar, ön ödemeli konut satış vaadi sözleşmesini noterde düzenleme şeklinde yapabilir. Fakat kanunda belirtilen resmi şekle bağlı olmaksızın yapılan sözleşmeler de tüketici bakımından geçerlidir. Bir başka anlatımla, resmi şekle bağlı sözleşmenin yapılmadığı tüketiciye karşı ileri sürülemez. Bu noktada, şekle uyulmaksızın yapılan ön ödemeli konut sözleşmesi de geçerli olarak kabul edilerek, tüketicinin hakları korunur.

3. Tüketicinin Dönme Hakkı

Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 44. maddesi uyarınca; ön ödemeli konut satışında devir veya teslim süresi sözleşme tarihinden itibaren 36 ayı geçemez.Sözleşme yapıldıktan sonra,tüketici 24 ay süre ile hiçbir neden ve gerekçe göstermeden sözleşmeden dönme hakkını kullanabilir.

Sözleşmeden dönülmesi durumunda satıcı; konutun satışı veya satış vaadi sözleşmesi nedeniyle oluşan vergi, harç ve benzeri yasal yükümlülüklerden doğan masraflar ile sözleşme tarihinden itibaren, sözleşme bedelinin %2’sine kadar tazminatın ödenmesini isteyebilir.

Ancak satıcı, yükümlülüklerini hiç ya da gereği gibi yerine getirmezse tüketiciden herhangi bir bedel talep edemez. (Ayıplı imalat veya konutun 36 ay içerisinde devir ve teslim edilmemesi gibi)

4. Tüketiciyi Bilgilendirme Yükümlülüğü

Ön ödemeli konut satışı yapılırken, satıcının unvanı, mersis numarası, iletişim bilgisi, ön ödemeli konut satışı yapılacak olan bağımsız bölümün açık billgileri, peşin ve taksitli fiyat , faiz ve cayma hakkı, konut teslim tarihi gibi hususlar ön bilgilendirme formu ile tüketiciye verilmelidir. Ön bilgilendirme kanuni bir zorunluluktur. Örneği ön bilgilendirme yapmayan satıcı cayma hakkında bilgilendirmediği tüketiciye karşı cayma hakkındasüre ve tazminat talebini öne süremeyecektir.

5. Proje Değişiklikleri

Ön ödemeli konut satışında diğer projelerde olduğu gibi proje değişiklikleri söz konusu olabilir. Bu gibi durumlarda da, proje değişiklikleri mutlaka tüketiciye yazılı olarak bildirilmek zorundadır. Söz konusu değişikliği tüketici kabul etmek zorunda olmayıp, kendisine bildirimin yapıldığı bir ay içerisinde sözleşmeden dönme hakkına da sahiptir. Konuya ilişkin hukuki danışmanlık almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Kira ve Taşınmaz Hukukuna İlişkin Diğer Yazılarımız İçin;

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Satın Alınan Evden Kiracının Çıkartılması

Satın Alınan Evden Kiracının Çıkartılması

Satın Alınan Evden Kiracının Çıkartılması – İzmir Avukat

TBK m. 310 gereğince konutun yeni sahibi; eski malikle yapılan kira sözleşmesinin kendiliğinden tarafı haline gelecektir. Haklı bir sebep olmadıkça (kiracının kira bedelini ödememesi, komşulara rahatsızlık vermesi, vs.) yeni ev sahibi kiracı kabul etmediği sürece kira sözleşmesini feshedemez, kiracıyı konuttan çıkmaya zorlayamaz.

Fakat yeni ev sahibinin kiracıyı ne zaman çıkarabilir sorusu ile kastedilenin “Yeni malikin gereksinimi” başlıklı TBK m. 351 hükmü olması sebebiyle söz konusu tahliye nedeninden de bahsetmemiz gerekmektedir:

Borçlar Kanununun 351. maddesinde; “Kiralananı sonradan edinen kişi, onu kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla, kira sözleşmesini altı ay sonra açacağı bir davayla sona erdirebilir. Kiralananı sonradan edinen kişi, dilerse gereksinim sebebiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkını, sözleşme süresinin bitiminden başlayarak bir ay içinde açacağı dava yoluyla da kullanabilir.” denmektedir.

Yeni ev sahibinin veya yakınlarının konut ihtiyacının bulunmasını kanunumuz kira sözleşmesini sonlandırabilmek için geçerli bir neden olarak kabul etmiştir. Fakat bu halde de kanun şekli bazı şartlar aramış ve her halde dava açılması zorunluluğu öngörmüştür. Bir başka deyişle yeni ev sahibi TBK m.351 hükmündeki koşulları sağlasa dahi tahliye davası açmadan kira sözleşmesini feshedemeyecektir.

Yeni ev sahibinin ihtiyacı sebebiyle kira sözleşmesini sonlandırabilmesi için gerekli olan şartlara bakmamız gerekirse;

1-) Kişi konutu (kiralananı) satın alma, bağışlama vs. bir hukuki nedenle edinmiş olmalıdır.

2-) Yeni ev sahibi; konutu edindiği tarihte içerisinde kiracı bulunmalıdır. Yani önceki ev sahibi ile kiracı arasında; konutun sahibinin değiştiği tarihte devam eden bir kira sözleşmesi bulunmalıdır.

3-) Yeni Ev Sahibinin kendisi, eşi, altsoyu (çocukları, torunları), üstsoyu (anne-babası, dedesi vs.) veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu kişilerin konut ihtiyacı sebebiyle kiralananı kullanma zorunluluğu bulunmalıdır.

Burada belirtmemiz gereken bir husus; yeni ev sahibinin kira sözleşmesini sonlandırabilmesi için yukarıda belirttiğimiz kişilerden herhangi birisinin konut ihtiyacı bulunmalıdır. Söz konusu kişiler dışındaki yeni ev sahibinin yakınlarının konut ihtiyacının bulunması sebebiyle kiracıdan konutu tahliye etmesi istenemeyeceği gibi kanunda belirtilen bu kişilerinde dürüstlük kuralı çerçevesinde bir konut ihtiyacının olduğundan bahsedilemiyorsa yine kiracıdan konuttan çıkması hususunda bir talepte bulunulamaz.

4-) Kanun koyucu kiraya verene burada iki ihtimal öngörmüştür ve iki durumda da yeni ev sahibi belirtilen şartları sağladıktan sonra tahliye davası açmak zorundadır.

a-) Yeni Ev Sahibi konutu edindikten (satın aldıktan) sonra bir ay içerisinde kiracıya yazılı bildirimde bulunmalıdır. İspat kolaylığı açısından yazılıbildirimin noter aracılığıyla yapılması faydalı olacaktır. Yeni malik yazılı bildiriminin içeriğinde; kiralananı hangi tarihte edindiğini (satın aldığını), kiralanana kendisinin/kanunda belirtilen kişilerin ihtiyacının bulunduğunu ve kanuni düzenlemeler çerçevesinde kira sözleşmesini sonlandırma iradesinde olduğunu belirtmesi gerekir. Daha sonra konutu edindiği tarihten itibaren altı ay sonra açacağı tahliye davası ile kira sözleşmesini sonlandırabilir.

b-) Ya da yeni malik kiracıya yazılı bir bildirimde bulunmasına gerek olmaksızın; önceki ev sahibi ile kiracı arasında yapılan kira sözleşmesinin bittiği tarihten itibaren bir ay içerisinde tahliye davası açarak kira sözleşmesinin sonlandırılmasını talep edebilir.

Yeni ev sahibinin ihtiyaç sebebiyle tahliye davası açabilmesi için yukarıda belirtilen süreler hakkında TBK m. 353’te; “Kiraya veren, en geç davanın açılması için öngörülen sürede dava açacağını kiracıya yazılı olarak bildirmişse, dava açma süresi bir kira yılı için uzamış sayılır.” denmektedir. Buna göre yeni ev sahibinin söz konusu nedenle tahliye davası açma süresini uzatma imkanı da bulunmaktadır.

Ev Sahibinin Kiracıyı ”İhtiyacı Sebebi İle” Çıkarmasının Koşulları Özetlenirse

Yeni mülk sahibi, kiracıyı tahliye etmek istiyorsa aşağıdaki prosedürleri takip etmelidir:

Kanun gereğince yeni mülk sahibi, eğer kira kontratına istinaden tapuda şerh yoksa, tapu devri yapıldıktan sonra bir ay içinde kiracıya ihtarname göndermelidir.

  • İhtarname gönderildikten sonra eğer kira sözleşmesinin bitimi 6 aydan uzun süreli ise kiracı 6 ay içinde evi boşaltmalıdır. Kiracı evden çıkmayı kabul etmiyorsa dava yoluyla tahliye edilebilir.
  • Tapu devri yapıldıktan sonra 1 ay içinde ihtarname yollanmazsa yeni ev sahibi, kirayı verene ait kira sözleşmesinin şartlarını kabul etmiş sayılır.
  • Kiracı bu süreç dahilinde kira sözleşmesi şartlarını bozarsa -örnek olarak kira bedelini belirli sürede ödemezse- daha erken sürede tahliye edilebilir.

Yeni Satın Alınan Evde Oturan Kiracı ile Anlaşma

Satın almadan önce evde bulunan kiracı ile anlaşma yoluna gitmek, en ideal yöntemlerden biridir. Bu durumda kiracı ve kiraya veren, anlaşarak kira sözleşmesini feshedebilir. Böylece kiracının evden çıkması için beklemeye gerek kalmaz. Uygulamada genellikle kiracılardan tahliye taahhüdü alınmaktadır. Kiracı taahhüde yanaşmazsa, ihtiyaç sebebi söz konusu ise yukarıdaki prosedür uygulanır. İlaveten, satın alınacak evde kiracı oturuyorsa dikkat edilecek durumlar arasında yer alan depozito, kiracının ev sahibine teminat bedeli altında ödediği miktarı ifade eder. Ev satın alınacaksa eski ev sahibinden bu depozito temin edilmeli veya evin bedelinden bu miktar düşülmelidir.

Konut ihtiyacına dayanarak dava açılabilmesi için konutun bulunduğu yerin TMK’nın 19’uncu maddesi kapsamında ikametgâh adresi olması da gerekmez (6.HD. 13.9.1979; 3619/6381).

Öğretide kalp hastası veya yürüme engeli bulunan bir kiraya verenin, asansörsüz bir binanın üst katında oturmakta, kendi dairesi de asansörlü bir binada veya asansörsüz olmakla birlikte bu binanın giriş veya birinci katında bulunmakta ise tahliye davası açtığı takdirde ortada gerçek bir tahliye talep ve sebebi bulunduğuna dair görüş mevcuttur.

Yine doktrinde kiraya verenin eşinin ayrı yaşamayı talep etmesi durumunda hâkimin haklı görmesi üzerine ayrı yaşamaya karar vermesi halinde kiraya verenin, eşinin ihtiyacı için tahliye davası açabileceği, kiraya verenin çocuklarının nişanlanma, evlenme, öğrenim, sağlık ya da memuriyet gibi bir sebeple babalarından ayrı yaşamaları gereğinin ortaya çıktığı durumlarında da taşınmaz ihtiyacı sebebiyle tahliye davası açılabileceği ifade edilmiştir.

Kira ve Taşınmaz Hukukuna İlişkin Diğer Yazılarımız İçin;

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Mal Rejimi Türleri

Mal Rejimi Türleri

Mal Rejimi Türleri – İzmir Avukat

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu dört çeşit mal rejimi öngörmüştür. Bunlar; edinilmiş mallara katılma rejimi, mal ayrılığı rejimi, paylaşmalı mal ayrılığı rejimi ve mal ortaklığı rejimidir. Eşler mutlaka kanunda gösterilen bu dört mal rejiminden birine tabi olmak zorundadırlar.  Taraflar evlenmeden önce ve evlendikten sonra da diledikleri mal rejimini Türk Medeni Kanunu çerçevesinde seçebilmektedirler.

Edinilmiş Mallara Katılma

01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejimi belirlenmiştir. Ancak taraflara diğer mal rejimi türlerinden mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı veya mal ortaklığını seçme imkânı tanınmıştır.  

Ancak, 01.01.2002 tarihinden önce gerçekleşen evlilikler için 31.12.2001 tarihine kadar “Mal Ayrılığı Rejimi” geçerli olacaktır. Bu tarihten sonra “Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi” geçerli olacaktır. 31.12.2002 tarihe kadar eşlerin üzerlerinde olan mallar, aksine sözleşme yapılmamışsa o eşin kişisel malı sayılmaktadır. Bu mallar kişisel mal olarak kabul edildiğinden mal rejimin tasfiyesi aşamasında, artık değer hesaplanmasında dikkate alınmayacaktır. Bireyler, evlilik süresince birlikte edinmiş oldukları malları, boşanma sonrasında yarı yarıya paylaşır.

Eşin Edinilmiş Malları

Çalışmanın karşılığı olan edinimler, sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler, çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, kişisel mallarının gelirleri. Eşlerin herhangi bir sözleşme seçmemesi durumunda bu rejim uygulanır.

Mal Ayrılığı

Eşlerden her birinin kanuni sınırlar içinde kendisine ait olan malvarlığı üzerinde istediği gibi hareket etmesini sağlayan mal rejimidir. Yani, bir eşin evlilik sırasında edindiği malvarlığına kendisinin sahip olması ve evliliğin sona ermesi halinde de sahip olduğu malvarlığının kendisinde kalması durumudur. Bir diğer adı da “Olağanüstü Mal Rejimi” olarak bilinir. Mal ayrılığı rejiminde eşler evli değillermiş gibi hareket etmektedir.  Mal ayrılığı rejiminde her eşin malı kendisine aittir. Eşler kendilerine ait olan malları korumak istediklerini ve paylaşmak istemediklerini beyan ederler. Her iki taraf da diğer tarafın malından herhangi bir pay almayacağı gibi, kendi malını da paylaşmayacaktır. Mal ayrılığı rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce veya sonra yapılabilir. Bu sözleşme, ancak ayırt etme gücüne sahip olanlar tarafından yapılabilecektir.

Paylaşımlı Mal Ayrılığı

Eşler, kendi mal varlıkları üzerinde tasarruf sahibidir. Eşlerin birlikte edindikleri ve eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar ortak olarak paylaşılır. Bunun dışında eşler, bu sözleşme ile diğer tarafın sahip olduğu herhangi bir borca da ortak olmak durumunda değildir.

Mal Ortaklığı

Bu sözleşme kapsamında iki mal çeşidi vardır. Ortak mallar ve kişisel mallar. Genel mal ortaklığında, eşlerin kişisel mal sayılanlar dışındaki malları ile gelirleri ortaklık mallarını oluşturur ve eşler, ortaklık mallarına bir bütün olarak sahip olurlar. Sınırlı mal ortaklığında ise sadece edinilmiş mallardan oluşan bir ortaklık kabul edilir. Kişisel malların gelirleri bu ortaklığa dahil değildir.

Bu rejimin bir nevi özel olarak düzenlenmiş “elbirliği ortaklığı” olduğu söylenebilir. Eşler, ortaklık mallarını evlilik birliği yararına uygun olarak yönetirler ve her eş olağan yönetim sınırları içinde, ortaklığı yükümlülük ve borç altına sokabilir ve ortaklık mallarında tasarrufta bulunabilir. Ancak ortaklık malları üzerinde eşler tek başlarına olağanüstü yönetim hakkına sahip değillerdir.

Mal ortaklığı rejiminde kişisel malların;

  • Mal rejimi sözleşmesiyle belirlenenler,
  • Üçüncü kişilerin karşılıksız kazandırmaları,
  • Eşlerden her birinin sadece kişisel kullanımına ayrılmış eşyalar,
  • Manevi tazminat alacakları

olduğu kabul edilmiştir.

Mal Rejiminin Sona Ermesi

Mal rejimi; ölüm, evliliğin butlanı, boşanma, eşlerin seçimlik bir rejim seçmesi, olağanüstü rejim” kararı ile mal ayrılığına dönüştürülmesi durumunda sona erer. Mal rejiminin sona ermesi ile birlikte mal rejiminin tasfiyesi işlemlerine başlanmaktadır. Mahkeme tarafından, evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığa geçilmesine karar verilmesi halinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona ermektedir. Mal rejimin ölüm nedeniyle sona ermesi durumunda, ölüm ile beraber mal rejimi de sona ermektedir.

Benzer ilginizi çekebilecek yazılarımız;

İzmir Boşanma Avukatı

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56

Kira Sözleşmesi Bitmeden Evden Çıkmak

Kira Sözleşmesi Bitmeden Evden Çıkmak – İzmir Avukat

Kural olarak, ahde vefa ilkesi gereğince, kiracı kira sözleşmesindeki sürenin sonuna kadar tüm borçlardan sorumludur. Yani kira sözleşmesi taraflar için bağlayıcıdır. Türk Borçlar Kanunu madde 325 düzenlemesine göre kira sözleşmesi bitmeden evden çıkmak mümkündür ancak burada kiracının hukuki sorumluluğu doğar. Kiracı süresinden önce bildirimde bulunup evi boşaltmakla bağlayıcılık ortadan kalkmaz.

Buna göre kira süresi sona ermeden veya sözleşmede belirlenen fesih dönemi dışında kiralanan tahliye edildiği takdirde, mülk sahibinin taşınmazı yeniden kiraya verebileceği uygun bir süre için kiracının sözleşmeden doğan borcu devam eder. Bu, sözleşme dolmadan tahliye mümkün olsa da kiracı bir süre daha kira borcunu, aidatı, ortak giderler varsa bunlar vb. yan giderleri ödemek zorunda kalacağı anlamına gelmektedir.

Kanuni düzenleme incelenecek olursa:

Borçlar Kanunu  MADDE 325- Kiracı, sözleşme süresine veya fesih dönemine uymaksızın kiralananı geri verdiği takdirde, kira sözleşmesinden doğan borçları, kiralananın benzer koşullarla kiraya verilebileceği makul bir süre için devam eder. Kiracının bu sürenin geçmesinden önce kiraya verenden kabul etmesi beklenebilecek, ödeme gücüne sahip ve kira ilişkisini devralmaya hazır yeni bir kiracı bulması hâlinde, kiracının kira sözleşmesinden doğan borçları sona erer.”

Kiraya verene kiralananın benzer koşullarda kiraya vereceği makul süre denilerek bu makul süre kiralananın bulunduğu konum şehir ve diğer faktörlere göre değişkenlik gösterebilir. Kiracıların hakları yasalarla koruma altına alınmıştır. Aynı şekilde ev sahiplerinin hakları da koruma altındadır. Nasıl ki ev sahibi kiracıyı belli kurallar çerçevesinde evden çıkarabiliyorsa aynı şekilde kiracı da istediği zaman evden ayrılamaz. Ayrılırsa da sözleşmeyi feshinden kaynaklı zararı tazmin etmek zorundadır.

Kanun maddesinde belirtilen “makul süre” kavramı somut olaya göre belirlenecektir. Ancak Yargıtay uygulamasında 2-4 ay arasında bir süre ile kiracının yükümlülüklerinin devam edeceği yönünde kararlar verilmektedir. Ayrıca kiracının; kiraya verenin kabul edebileceği, benzer koşulları olduğu değerlendirilebilecek yeni bir kiracı bulması halinde yükümlülüklerinin makul sürenin sonunun beklenmesi aranmadan sona erecektir.

Uygulamada kira kontratı genellikle belirli süreli yapılmaktadır. Sonrasında yazılı olarak yenilenmemekte ve sözlü olarak uzatılmaktadır. Kiracının kira sözleşmesine 15 gün kala sözleşmeyi fesih etmemesi durumunda sözleşme aynı şartlarda 1 yıl uzatılmış olur .

Belirli süreli yani kira kontratı yapılıp uzatılmayan sözleşmelerde kiracının erken çıkması durumunda ne olur ?

Bu konuda Türk Borçlar Kanunu şöyle demektedir.

MADDE 347-Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı, belirli süreli sözleşmelerin süresinin bitiminden en az onbeş gün önce bildirimde bulunmadıkça, sözleşme aynı koşullarla bir yıl için uzatılmış sayılır. Kiraya veren, sözleşme süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez. Ancak, on yıllık uzama süresi sonunda kiraya veren, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeye son verebilir.

Yani belirli süreli kira sözleşmelerinde sözleşme bitmesinden 15 gün önce bildirimde bulunulması halinde  kiracı kira sözleşmesini fesih edebilir aksi halde bir yıl daha uzamış sayılır. Burada kiracı bildirimi yazılı şekilde yapmalıdır.

MADDE 348- Konut ve çatılı iş yeri kiralarında fesih bildiriminin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.

 İlgili Yargıtay Kararları:

“Hal böyle olunca, mahkemece; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde, davalı kiracının, sözleşme süresi sona ermeden, 18/11/2013 tarihinde taşınmazı erken tahliye ettiği dikkate alınarak, tahliye tarihine kadar ödenmeyen kira bedelleri ile birlikte tahliye tarihinden itibaren belirlenen makul süre kira tazminatından sorumlu olduğu gözetilerek, buna göre hesaplama ve değerlendirme yapılması yönünden uzman bilirkişiden Yargıtay ve taraf denetimine elverişli rapor alınması; bundan sonra ödenen kira bedeli ve depozito bedeli mahsup edilmek suretiyle aşan kısmın hüküm altına alınması gerekirken; eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi de hatalı olmuştur.” (Yargıtay 3. HD., E. 2020/10885 K. 2020/7857 T. 16.12.2020)

“Kiracı, sözleşme süresine veya fesih dönemine uymaksızın kiralananı erken tahliye ettiği durumda; kural olarak Türk Borçlar Kanununun 325. maddesine göre, anahtar teslim tarihine kadar kira bedelinden, anahtar teslim tarihinden itibaren ise kiralananın aynı şartlarda kiraya verilebileceği makul süre kira bedeli ile sorumludur. Bununla birlikte, TBK’nın 112. maddesi göndermesi ile aynı kanunun 52. maddesi uyarınca, kiraya verenin bu yerin yeniden kiralanması konusunda gayret göstermesi, böylece zararın artmasını önlemesi için kendisine düşen ödevi yapması gerekir. Bu durumda kiraya verenin zararı, tahliye tarihinden kiralananın aynı koşullarla yeniden kiraya verilebileceği tarihe kadar boş kaldığı süreye ilişkin kira bedelinden ibarettir.” (Yargıtay 3. HD., E. 2020/11527 K. 2021/2139 T. 2.3.2021)

Kira ve Taşınmaz Hukukuna İlişkin Diğer Yazılarımız İçin;

Adres: Nergis Mahallesi Girne Bulvarı No: 83 K:2 D:2 Karşıyaka İzmir

E-posta: info@efeshukuk.com

Telefon: +90 534 415 52 56